Geçmiş o kadar tatlı değildi
(juliawise.net)- ‘cottagecore’ modasına olumlu yaklaşsa da, bunun içinde geçmişin gerçekten daha güzel olduğuna inanan bir bakış da yer alır.
- Laura Ingalls Wilder'ın Little House on the Prairie eseri, aile ve çalışkanlığın erdemini anlatır; ancak, annelerindeki engelli bir aileyi geçindirirken yaşadığı yoksulluk ve başarısızlık gerçeğini romantikleştiren bir üründür.
- Geçmişteki insanların karakterlerinin daha saf ya da daha nazik olduğuna dair bir romantik yanılsama vardı, ancak o dönemde de insan ilişkileri ve toplumsal kısıtlamalar bugünkünden çok da farklı değildi.
- Yiyecek tarihi araştırmacısı Rachel Laudan’ın anılarına göre, taze malzemelerin romantizminin arkasında sınırsız emek ve ev işi yükünün acısı vardı.
- Geçmişin estetiğinden zevk alınırken, bugünün hijyen, teknoloji ve özgürlüğünden faydalanma şansına sahip olmanın gerçek bir şans olduğu vurgulanır.
Geçmişin romantizmi ve gerçekliğin kopukluğu
- cottagecore akımı, nostaljik bir estetik ve el işi kültürünü olumlu biçimde yeniden öne çıkarır; ancak bazıları geçmişin kendisinin zaten daha saf ve daha güzel olduğuna inanma eğilimindedir.
- Laura Ingalls Wilder’ın eseri aile sevgisini ve çalışkanlığı yüceltir, fakat temelde ardışık yedi yıl başarısız hasat, hastalık, yüzde 36’lık tefecilik gibi ağır gerçekleri yaşamış bir deneyimden doğan bir anlatıdır.
- Kızı, “Annesi, hayatı boyunca engelli aile üyelerini geçindirerek yaşadı,” diye yazmıştır.
- Bu örnek, geçmişin acısının edebiyat ve estetikte nasıl güzelleştirildiğini gösterir.
Geçmişteki insanlara dair yanlış algılar
- Geçmişteki insanların daha düzenli ve saf olduğu düşüncesiyle ilgili bir kişisel fanteziden söz edilir.
- Folk şarkılar dinlerken “iyi bir kız ile saygılı bir gencin doğal olarak aşık olduğu bir çağ”ı hayal etmişse de, gerçekte beklenmedik gebelik ve ihaneti işleyen çok sayıda şarkı olduğunu görür.
- Geçmişteki popüler kadınların bugüne göre daha nazik olduğu düşüncesi de kanıtı olmayan bir romantikleştirmeydi.
- Küçük toplulukların kapanıklığı içinde ‘kitap okuyan kız’ gibi bir figür bile tuhaf karşılanırdı ve gerçek seçenekler sınırlıydı.
Yemek ve emek gerçeği
- Rachel Laudan, çocukluğunda taze yiyecekler yerken büyüdüğünü belirtse de, bunun arkasında annesinin günün tamamını yemek pişirmek ve bahçe işleriyle uğraşmak arasında geçirdiği yoğun emeğin bulunduğunu hatırlatır.
- Annesi, “Bu, kölelik gibi bir yaşam. Sen benim yaşamadığım bir yaşam sür,” demiş.
- Taze yiyecek romantizmi, sonsuz ev işinin ve fedakârlığın üzerinde var olduğunu gösterir.
Günümüzün seçimleri ve şükran
- Elektrikli fırınla ekmek pişirmeyi yapan bugünün yaşamı, rahatlık ve özgürlüğün simgesi olarak tanımlanır.
- Geçmişin estetiğinden zevk alınırken, iç tesisat, diş hekimi muayenesi, büro işi gibi modern kolaylıklardan vazgeçmemek gerektiği vurgulanır.
- Birlikte müzik yapma deneyimi hâlâ önemlidir; ancak sadece kaydedilmiş müzikle bunun yerine geçmek insani etkileşimi kaybetmek anlamına gelir.
- “Kayıtlı müzik, canlı müzikin pornotası gibidir” ifadesiyle farkı vurgular.
İnsan doğası ve dönemin farkı
- Geçmişin insanlarının daha çalışkan veya daha ahlaklı olduğuna inanmak kendini kandırmaya yakındır.
- Atalarımız da bugünün insanları gibi tembel ve bencil yanlara sahipti; yalnızca teknoloji ve çevre farklıydı.
- Kültür ve çevre insan eğilimlerini etkiler, ancak temel insan doğası çağlar boyunca benzerdir.
- Geçmişi romantikleştirmek yerine, bugünün seçim olasılıkları ve insani bağlantının değerini fark etmek yaklaşımı gerekir.
1 yorum
Hacker News görüşü
“Kadının işi hiç bitmez” denildiği gibi, geçmişin tarım toplumlarında erkekler tarlada, kadınlar ev işlerinde çalışırdı
Bu işler bitmek bilmeyen bir emekti ve bir aile kurmak, hem ebeveynlerin hem de çocukların omuz verdiği acımasız bir hayatta kalma ortaklığıydı
Sanayi Devrimi ile Yeşil Devrim’in insanlık için ne kadar dönüştürücü olaylar olduğunu sık sık unutuyoruz
Çocuklar okula gitmek yerine ev işlerine destek olurdu ve anne ölüm oranı yüksek olduğu için yeniden evlilikle ailenin büyümesi de sık görülürdü
Bu arka plan, masallardaki üvey anne ve üvey kız kardeş hikâyelerinin kalıbını oluşturdu
İnsanlık tarihinin büyük bölümünde yaşam daha göçebeydi; avcılık ve toplayıcılık merkeze alınmıştı
Tarım toplumunun yorucu emeği, insanlık tarihinde görece yeni bir olgu
Ama bu yaşam biçimi yalnızca düşük nüfus yoğunluğunu sürdürebildiği için, sonunda tarım toplumlarına yenildi
Antropoloji çevrelerinde bu görüşün ne kadar yaygın olduğunu bilmiyorum
Otuzlu yaşlardaki kadınların yetmişlik gibi göründüğü kısmı özellikle aklımda kaldı
Çocukluğumda Louisiana’nın kuzeyindeki akraba çiftliklerini ziyaret ettiğimi hatırlıyorum
Akan suyun da ev içi tuvaletin de olmadığı bir dönemdi ama çocuk olduğum için bana bir macera gibi gelmişti
Daha sonra pamuk tarlasında çalışıp siyah bir aileyle birlikte emek verme deneyimi benim için büyük bir kültürel şok oldu
Yazın tarlada, kışın başka işlerde çalışarak geçiniyorlardı ve onların çalışkanlığını hiç unutmadım
2025’ten önce atalarımız, basit ev işlerini bile bitmek bilmeyen bir emek olarak görürdü
Kıyafet katlamak, araba kullanmak, bizzat yemek yapmak, köpeği gezdirmek; hepsini insanlar yapmak zorundaydı
Bütün gün çalışsanız bile bir araba almak zordu
Robotlar hem emeğin hem de askerî gücün yerini alırsa, devletin vatandaşları ayakta tutmak için bir nedeni kalır mı diye düşünüyorum
Teknoloji ucuzladığında sonunda herkes benimser — 60’lardaki televizyonun elektronik bir çocuk bakıcısı olması gibi
Yalnızca asgari yiyecek ve alanın verildiği, distopik bir biçimde
Her dönemde ‘doğru tarih anlayışı’ sanılan değerlerin değişmesi ilginç
Geçmişin estetiğinde dürüstlük ve insanlık olduğunu hissediyorum
Ahşap ve metal gerçekten o malzemelerden yapılıyordu ve bugün olduğundan daha fazla topluluk sıcaklığı vardı
Her yaz gittiğim göl kenarındaki eski kütük kulübeler şimdi çitlerle çevrili malikânelere dönüşmüş olsa da, o dönem daha insaniydi
Bugün ‘zanaatkâr işi’ dediğimiz şeyler, tüketim toplumunun sağladığı boş zamanın bir ürünü
Ucuz eşyalar sayesinde zaman ve kaynakları başka yerlere ayırabildik
Ucuz bir mikrofiber battaniye bile 10 yılı aşkın süredir sapasağlam
Blog yazımda da yazdığım gibi, bana göre şu an aslında eşyaların uzun ömürlü olduğu bir altın çağ
Markalar satın alınıyor, kalite düşüyor ve sonunda ‘enshittification’ sürecinden geçip yok oluyor; bu döngü tekrarlanıyor
Şimdi herkes uygun fiyatlı eşyalara sahip olabilir, zenginler ise hâlâ ‘gerçek olanı’ alabilir
Sonuçta her çağda hoşnutsuzluk vardır; insan hep daha iyisini arar
Cottagecore gibi akımların sadece ‘şirinlik’ değil, anlam arayışı olduğunu düşünüyorum
Sanayileşme ve otomasyon insan emeğini ve sanatı her gayriinsani hale getirdiğinde, Arts & Crafts hareketi ya da Art Nouveau gibi tepkiler ortaya çıktı
Vonnegut’un Player Piano kitabı da aynı bağlamda bir uyarıydı
Kottke.org’un grafiğine bakarsanız, insanlık tarihinin büyük bölümünde çocukların yarısı yetişkin olmadan ölüyordu
2020’de bu oran %4,3’tü; Japonya ve Norveç’te yalnızca %0,3
Bebek ölüm oranı kadar geçmişin dehşetini gösteren bir gösterge yok
Antibiyotiklerin yaygınlaşmasından önceki yaşam gerçekten saf korkuydu
İlgili tartışma Bills of Mortality HN başlığında da ele alınmıştı
Geçmiş ‘şirin’ değildi ama bütünüyle Dickensvari bir trajedi de değildi
Topluluk, ritüel ve sahicilik gibi şeyler özlenebilir
Geçmiş ile bugünün iyi yanlarını seçerek birleştirebiliriz
Nüfusu korumak için kadınların ortalama 6 çocuk doğurması gerekiyordu
İlgili yazı: Life, Work, Death and the Peasant II
Ve Our World in Data’nın çocuk ölüm oranı istatistikleri
Bugün hâlâ duran ‘eski güzel eşyalar’, hayatta kalma yanlılığının sonucu
‘Akıllı insan’ın bile damgalandığı bir dönemdi; bugünün teknoloji insanları o çağda muhtemelen mutsuz olurdu
Beatles şarkılarındaki gibi, eskiden emeklilikten sonra taşrada bir kır evi almak bir hayaldi
Paran varsa kırsal yaşam da romantik olabilirdi ama borçsuz şekilde kendi kendine yetmek zordu
Tatil beldelerindeki gayrimenkul eşitsizliği ciddi boyutta
Her yaz gidip çalışmak gerektiği için biraz komik, ama kültürel bir gelenek olarak yerleşmiş durumda
Gerçek zahmeti çıkarıp yalnızca romantizmi tüketen bir biçim
“Bütün yiyecekler tazeydi” sözü hafızanın çarpıtması olabilir
Gerçekte malzemeler sınırlıydı ve açlık muhtemelen yiyeceğin tadını daha güzel kılıyordu
Bahçeden çıkan sebze mevsimle sınırlıydı ve dondurucuda saklamak yüksek elektrik faturası demekti
Bugünün marketlerindeki sebze reyonlarını görseler, o dönemin aşçıları şoka girerdi
Tavuk da çoğunlukla konserve olarak satılırdı; baharatlar ve taze meyve ise lüks sayılırdı
“Taze yemek”, buzdolabının küçük ve dışarıda yemenin pahalı olmasındandı; malzemenin daha iyi olmasından değil
Cherry domatesler üzüm gibi tatlı, mısır ise çiğ yenebilecek kadar lezzetli
Ama modern dağıtım ağları sayesinde artık istediğiniz zaman iyi malzemeye ulaşabiliyorsunuz
Geçmişin bugünden daha rahatsız olması, insanların sürekli sefalet içinde yaşadığı anlamına gelmiyor
Yaşam kalitesi bölgeye ve döneme göre değişiyordu ve Bruegel’in köylü tablolarındaki gibi kaba ama neşeli hayatlar da vardı
Yine de modern diş tedavisi için gerçekten şükretmek gerekir
Geçmişi tamamen karanlık çizmek, o dönemde yaşamış insanların insanlığını silen bir hata olur