- Modern Amerikalının benlik kavramı, içsel iyiliği vurgulayan Rousseau ile erdemin eylem yoluyla inşa edildiğini savunan Franklin’in düşünceleri arasında şekillenen karmaşık bir yapı
- Rousseau, insanın doğası gereği saf bir öz taşıdığını ancak toplumun ve yükümlülüklerin bunu yozlaştırdığını düşünürken; Franklin, iyilik ya da kötülüğün özünden çok alışkanlık haline gelen davranışların erdemi oluşturduğunu ileri sürdü
- Amerikan toplumu duruma göre bu iki felsefe arasında gidip gelir; affedilmek gerektiğinde Rousseau’nun, sorumluluk talep edildiğinde Franklin’in bakış açısını benimser
- Ancak gerçekte ölçeklenebilir olan Franklin tarzı eylem merkezli modeldir; tekrar edilen davranışların karakteri şekillendirmesi,
Fake it until you make it sözünün pratik anlamını açıklar
- Duygulardan çok eylem ve pratik üzerinden benliğin inşasını vurgular; bu da bireye değişimin öznesi olarak özneleşme gücü (agency) kazandırır
Rousseau ve Franklin: İki Aydınlanmacının karşıtlığı
- Rousseau, insanın özünü içsel iyilik olarak tanımladı ve toplumsal çevrenin bunu çarpıttığını düşündü
- İnsan doğası gereği saf doğar, ancak toplumsal yükümlülükler ve beklentiler onu gerçek benliğinden uzaklaştırır diye savundu
- Bu nedenle ahlaki başarısızlıkların kaynağı kişinin doğası değil, dışarıdan gelen yozlaştırıcı etkilerdi
- Buna karşılık Franklin, insanı eylemleriyle tanımlanan bir varlık olarak gördü
- İyi insan ile kötü insan arasında özsel bir ayrım yoktur; yalnızca iyi şeyler yapan insanlar ile kötü şeyler yapan insanlar vardır diye açıkladı
- Erdemin (
virtue) doğuştan gelmediğini, alışkanlıklar yoluyla oluştuğunu söyleyen pratik bir etik anlayışı sundu
Modern Amerika’nın kendini algılama yapısı
- Amerikan toplumu bu iki felsefeyi duruma göre seçici biçimde uygular
- Bir hata için affedilmek istendiğinde, “niyetim iyiydi” diyen Rousseaucu bir kendini meşrulaştırma devreye girer
- Sonuç ya da sorumluluk istendiğinde ise “ne yaptın?” diye soran Franklinci performans odaklı düşünce öne çıkar
- Bu iki felsefe mantıksal olarak çelişse de, öz-imaj yönetimi için elverişli olduklarından gündelik yaşamda birlikte var olur
- Rousseau niyetleri ve duyguları, Franklin ise eylemleri ve başarıları yücelterek insanın özsaygısını farklı şekillerde tatmin eder
Fake it until you make it sözünün yeniden yorumu
- Sıklıkla yüzeysel görülen bu ifade, aslında Franklin’in pratik felsefesiyle örtüşür
- Yeterince uzun süre “mış gibi” davranırsanız, o davranış zamanla gerçek bir alışkanlığa ve kimliğe dönüşür
- Tekrarlanan davranışlar karakteri şekillendirir; inancın samimiyetinden çok davranışın sürekliliği önemlidir
- Rousseau’nun içe dönük sorgulaması sonsuz öz-eleştiriye yol açarken, Franklin’in yaklaşımı somut ilerlemeyi (
progress) mümkün kılar
- İlki “nasıl hissediyorum?” sorusuna, ikincisi ise “ne üretiyorum?” sorusuna odaklanır
Eylem merkezli modelin pratik değeri
- Franklinci modelin duygular yerine eylemleri kontrol edebilme gibi gerçekçi bir avantajı vardır
- İnsan duygularını anında değiştirmekte zorlanabilir, ancak bir sonraki davranışını seçme özgürlüğü her zaman vardır
- Bu yüzden bu model bireye özneleşme gücü (agency) verir ve kendini geliştirmek için somut bir yol sunar
- Yazar, bu yaklaşımın daha değerli olduğunu, kozmik bir hakikat olduğu için değil, pratikte işe yaradığı için savunur
- Davranışın kimliği şekillendirdiği düşüncesi, kendini dönüştürme olasılığını herkes için açık tutar
Sonuç: Büyük insanı yaratan şey eylemdir
- Yazı, Arnold Glasow’un sözleriyle sona erer
- “Büyük işler yapmak için büyük bir insan olmak gerekmez; insanı büyük yapan şey eylemdir” cümlesiyle özetlenir
- Bu, Franklin’in felsefesini yoğunlaştıran bir ifadedir ve insanı tanımlayan temel şeyin eylem olduğu mesajını vurgular
1 yorum
Hacker News görüşleri
Franklin hakkında çok bilgim yok, ama yazarın Rousseau’yu aşırı basitleştirdiğini hissettim
Toplum Sözleşmesi, insanların genel irade doğrultusunda hareket edip edemeyeceğini ele alan temel bir eser
Ayrıca eylem ile niyetin uyumunu vurgulayan Aristoteles etiğini görmezden gelip iki felsefeyi tamamen bağdaşmaz saymak cehaletin ürünü gibi geliyor
Eğer yazarın amacı sadece zeki görünmekse, o hedefe ulaştığı söylenebilir
İyi niyetli bir ‘mış gibi yapma’ gerçekten iyi sonuçlar doğurabilir, ama Theranos gibi örneklere bakınca etik niyeti dışarıda bırakamayız diye düşünüyorum
“X ile Y’den birini seçmek zorundaydım, ben de X’i seçtim” diyerek düşünmeyi durdurur
Üstelik yazarın bir Facebook yöneticisi olması, niyet ile eylem arasındaki uyumu görmezden gelme tavrını daha da görünür kılıyor
Bu düşünceyi İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Emile’de açıkça gösterir
Ama bu yazının odağı ahlak psikolojisi değil, ifadesel benlik ile performatif benlik karşıtlığı
Bu yüzden Aristoteles’i buraya çekmenin anakronik olduğunu düşünüyorum
Yazarın Meta’da çalıştığı düşünülünce, bu ironi epey ilginç
Sık sık ‘zihin bedeni yönetir’ deriz, ama gerçekte bedenin durumu ruh halimizi çok daha fazla etkiler
Örneğin depresif hissetme hali bağırsak sağlığıyla da bağlantılı
İlgili araştırmaya Frontiers in Psychiatry makalesinden bakılabilir
Zihne özen göstermek önemli, ama bedeni ihmal edip yalnızca iradeyle düzelmeyi bekleyemeyiz
İrade gücü sınırlıdır ve duygular, uyarıcının kendisinden çok o uyarıcı hakkındaki düşüncelerden doğar
Bu yüzden iradeyi, duyguyu doğuran düşünceleri değiştirmekte kullanmak daha etkilidir
Bağlantıyı paylaştığınız için teşekkürler
Bedene bilinçli şekilde özen gösterince, beden de ardından zihne bakmaya başlıyor
Boz’un yazılarını seviyorum ama onun empatik olduğu anlarla kibirli olduğu anlar arasındaki fark çok büyük
Eskiden yorumlarda çalışanlarla tartışırdı; şimdi biraz daha iyi olsa da hâlâ daha sık gördüğüm şey kibirli Boz
“İyi şeyler yap” demek fazla basit bir içgörü
“Zeki görünmeye çalışan bir ergen” ifadesi gerçekten cuk oturuyor
Rousseau, “İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur” demişti
Ancak yüzlerce yıllık demokrasiden sonra bile toplumsal yozlaşma ve eşitsizlik sürüyor
Franklin erdemlerin uygulanmasına önem verirken, Emerson toplumsal normların ötesine geçip Self-Reliance fikrini vurguluyordu
Emerson’un düşüncesi Amerikalılara eleştirel düşünme ve özerklik aşıladı ve bence Rousseau’nun kolektivizminden daha yenilikçiydi
Ben ne iyi ne de kötü bir varlığım
Her an yaptığım seçimlerle kendi hikâyesini yeniden yazan eylem sahibi bir varlığım
Hayranlık duyduğum idealleri izlemeye çabalamazsam, sonunda kendimden nefret edeceğimi hissediyorum
Davranışlar tekrar yoluyla otomatikleşir
Geçmişte Ritalin kullandığım dönemdeki davranış kalıpları hâlâ bende duruyor
Alkol ya da MDMA gibi maddeler de geçici olarak yeni davranışlar öğrenmeyi mümkün kılmıştı
“Duygularını değiştiremeyebilirsin ama bir sonraki eylemini seçebilirsin” sözüne katılıyorum, ama pratikte duygular davranış kararlarını etkiliyor
Yine de eylem öznesi olma kapasitesine (agency) inanmak istiyorum
Duyguların yargıyı bulanıklaştırdığı anları fark etmek ve o anı sakinleştirmeyi çalışmak gerekiyor
Franklin’in erdemi alışkanlık haline getirme fikriyle derinden bağ kuruyorum
Erdem bir öz değil, tekrarlanan bir alışkanlık
Libet deneylerinin gösterdiği gibi, özgür irademiz olmasa bile varmış gibi inanarak yaşamak zorundayız
O boşluk, gelişimin ve özgürlüğün kaynağıdır
Hayat özünde karmaşık ve yorucudur
Mükemmeliyetçilik ve rekabet insanı çarpıta geldi
Benim için önemli olan çaba ve affetme
Şefkatli normlara uymak ve gerektiğinde sessiz kalmak, hayatı daha az acı verici kılıyor
Bir arkadaşım, erdemin spor salonu antrenmanı gibi olduğunu söylemişti
Her gün küçük iyiliklerle kas geliştirir gibi, ahlaki kusursuzluğu değil kademeli gelişimi hedeflemek gerekir
Bu bakış açısı bana çok yardımcı oldu
Aklıma şu eleştiri geliyor: “Sen reklam ve doomscrolling içeriği üreten birisin”
Gerçek anlamda bir şey ‘inşa etmek’ yerine, veriyi metalaştıran ve insanları bağımlı hale getiren bir yapı kuruyorsun
Çin gerçekten teknoloji üretirken, biz bir pazarlama gösterisine gömülmüş durumdayız