- Seçici eyleyicilik kavramı etrafında, insanların hayatlarının yalnızca bazı alanlarında aktif davranıp diğer alanlarda durmuş halde kalmasını ele alıyor
- Yazar, siber taciz mağduru olma deneyimi üzerinden, problemi çözmeyi ertelediğini fark edişini ve eşinin müdahalesiyle durumun nasıl çözüldüğünü anlatıyor
- Bu vaka üzerinden, insanların belirli bir andaki düşük özerklik durumuna saplanıp kalma ve sonrasında da sorunları aynı şekilde ele alma eğilimine dikkat çekiliyor
- İş, ilişkiler ve öz bakım olmak üzere üç alandan en az birinde “gerçekten çabalamama” halinin bulunabileceği ve çabalama hissinin gerçek denemeyle aynı şey olmayabileceği vurgulanıyor
- Sürekli irade tüketmek yerine yaratıcı kaynak kullanımı ve öz değerlendirmenin gerçek deneme olduğu, herkesin durup kaldığı alanı bulup yeniden denemesi gerektiği öne sürülüyor
Siber taciz olayı ve çaresizlik
- Yazar, 5 yıl önce rehabilitasyon tedavisi sırasında Hindistan kökenli bir siber sapık tarafından ısrarlı biçimde taciz edildi
- Sapık, yazarın tweet'lerini şifreli mesajlar olarak yorumluyor ve aralarında kişisel bir ilişki olduğuna inanıyordu
- İletişim engellense bile yeni hesaplar ve numaralarla ulaşıp tehdit ve kur yapmayı sürdürüyordu
- Yıllarca karşılık vermekten vazgeçip durumu olduğu gibi bıraksa da, sapığın pasaport ve vize başvurusu fotoğraflarını göndermesi ve yazarın numarasını kullanarak kaçırılma dolandırıcılığı yapması korkuyu en üst seviyeye çıkardı
- Eşi, FBI, ABD konsolosluğu ve Hindistan'daki yerel polisle iş birliği yaparak sorunu çözdü; sapığın ABD'ye girişi imkansız hale geldi
- Yazar, kendisinin de aynı stratejiyi düşünebilecek durumda olmasına rağmen neden bizzat harekete geçmediğini sorguluyor
Seçici eyleyicilik (Selective Agency)
- İnsanlar genel olarak yüksek ya da düşük eyleyicilik sahibi diye ayrılmıyor; duruma göre seçici biçimde aktif oluyor
- Hayat iş (work), başkalarıyla ilişkiler ve kişinin kendisiyle ilişkisi olmak üzere üç alana ayrıldığında, çoğu insan en az bir alanda olgunlaşmanın durduğu bir durum sergiliyor
- Örneğin mesleki olarak yenilikçi biri, duygusal gelişim veya ilişki kurma konusunda olgunlaşmamış olabiliyor
- Bu durum, sorunla ilk karşılaşıldığı andaki düşük kaynak durumuna saplanıp kalma ve sonradan gelişen becerileri artık uygulayamama olgusu olarak açıklanıyor
“Çabalama hissi” ile gerçek deneme arasındaki fark
- Geçmişte başarısız olunan bir sorun düşünüldüğünde, kişi “Denedim ama olmadı” algısında kalıyor ve yeni bir yaklaşımı bırakıyor
- Örnek olarak, 20 yaşında terapiyle kaygısını çözemeyen birinin, 30'larında da aynı tavrı sürdürüp kaygıyı değişmez bir özellik olarak kabul etmesi veriliyor
- Oysa iş hayatında başarısızlıktan sonra farklı yöntemler denerken, aynı araştırmacı yaklaşımı kendi sorunlarına uygulamıyor
- Beslenme, uyku, ilaçlar, koçluk, yeni terapi yöntemleri gibi çeşitli kaynaklardan yararlanma olasılığı göz ardı edilip, yalnızca irade gücüyle dayanmanın “çaba” olduğu sanılıyor
- Yazar açıkça, “Çabalama hissi gerçek deneme anlamına gelmez” diyor
Alexander Technique ve duyusal çarpıtma
- Alexander Technique içindeki “faulty sensory appreciation (duyusal çarpıtma)” kavramına atıf yapılıyor
- Alışılmış gerginlik, bedensel duyumu çarpıtarak yanlış duruşun doğru hissettirmesine yol açıyor
- Aslında rahat olan duruş ise yabancı gibi hissediliyor
- Benzer şekilde, ilişkilerde ya da kişinin kendisiyle ilgili sorunlarda iradeye dayalı gerginlik durumunu ‘normal’ sanmak sık görülen bir şey
- Sürekli irade harcamak, kötü tasarlanmış bir hayatın işareti olabilir; gerçek deneme ise daha verimli ve daha doğal bir yöne gitmelidir
Öz değerlendirme ve yeniden deneme ihtiyacı
- Herkesin, kendisinin zamanda donup kaldığı alanı bulması gerekiyor
- İş, ilişkiler ve öz bakım arasında en büyük problemi fark etmek; bunun basit bir üzüntü ya da öfke kılığına girmiş olabileceğine dikkat etmek gerekiyor
- Kişinin kendine şu soruları sorması öneriliyor
- “Elimdeki tüm kaynakları kullanarak mümkün olan çözümlerin hepsini gerçekten denedim mi?”
- “Aynı sorunu yaşayan bir arkadaşıma göstereceğim özeni kendime de gösteriyor muyum?”
- “Ben gerçekten ‘gerçekten çabalıyor’ muyum?”
- Yazı, ‘çaba yanılsaması’ndan çıkıp öz yeterlilik duygusunu yeniden kurmak için bir fırsat sunarak sona eriyor
2 yorum
Çalışkan akıllı, çalışkan tembel, aptalca çalışkan, aptalca tembel
Ben hangisiyim?
Hacker News görüşleri
Birine tavsiye verirken ya da yardım ederken, onun sorunu her zaman benimkinden çok daha kolaymış gibi geliyor
Kendim için tek bir telefon açmak bile zor gelirken, ailem ya da arkadaşlarım için bunu seve seve yapıyorum
Muhtemelen başkaları için harekete geçtiğimizde özgüvenin artması ve kaygının azalmasının psikolojik bir nedeni var
Sanırım başkalarının sorunlarına bakarken ‘öğrenilmiş çaresizlikten’ sıyrılabildiğimiz için
Önemli olanın bu benliği büyütüp kaygılı tarafı destekler hale getirmek olduğunu söyledi
Bu yüzden o kişi açısından çözmek zor oluyor. Kendimizi tanımakta pek iyi olmadığımız için bunu kolay fark etmiyoruz
Çünkü kaybın bedeli doğrudan bize ait olmuyor
“Agency (özne olma / kendi yönünü belirleme)” denmesinin önemli olduğuna dair şüphelerim var
Hayat iyi giderken kendimi yön veren biri sanıyordum ama kontrol edemediğim durumlarda şansın ve çevrenin etkisinin çok daha büyük olduğunu fark ettim
Birinin zihinsel olarak nefes alacak alanı yok diye ona ‘çabalamıyor’ demek adil değil
Fiziksel sınırlar anlayışla karşılanırken, zihinsel sınırların kişisel sorumluluğa yıkılmasına dair toplumsal beklenti tuhaf geliyor
Mentorluk yaparken, bazen sadece “gidip doğrudan konuştun mu?” gibi bir soruyla çözülen çok durum gördüm
Gerçekte kontrol edilebilir olduğu halde insanın kendine imkansız gelmesi sık yaşanıyor
Ama asıl sorun, zaman geçip harekete geçecek kaynaklar oluştuğunda bile eski çaresiz düşünme biçiminde kalmak deniyor
Bu, filozofların uzun zamandır ele aldığı bir kavram; özellikle Sartre’ın ‘bad faith’ kavramına benziyor
Kaygıdan, suçluluktan ya da sorumluluğun ağırlığından kaçmak için insanın bilinçsizce ‘seçeneğim yok’ diye inanması hali
Bir fincan kahve hazırlamak bile zordu ve sonra aynı örüntüyü babamda da gördüm
Bazen ‘denemiyorum’ algısı değiştiğinde insan yeniden harekete geçebiliyor
Bunun ne zaman zararlı bir yöne saptığını fark etmek hayatın büyük meselelerinden biri
Sonunda bu alışkanlık hastalığını daha da kötüleştirdi ve doktorlar ona ölebileceğini söyledi
Ben de sık sık her şeyi kusursuz yapma isteği yüzünden hiçbir şey yapamaz hale geliyorum
Mesela kışlık gardırobumu yenilemeye kalkıp sadece araştırma yaparken tükenebiliyorum
Ama sanatta ‘iyi işler çıkarmak için çok sayıda kötü iş üretmek gerekir’ diye bir şey öğrendim
Sosyal hayat da aynı şekilde pratik gerektiriyor. Sadece alışverişte maliyet yüksek olduğu için hata yapmaktan korkuyorum
Bir stilist ya da özel eğitmen tutmak deneme-yanılmayı azaltır ve daha hızlı ilerleme sağlar
Ben de hastalık yüzünden yatağa düştükten sonra bütün kıyafetlerimi yeniden almak zorunda kalmıştım ama önce eski kıyafetleri satarak yükü azalttım
Böyle küçük başarılar biriktirince kontrol duygusunu yeniden kazanabildim
Beğenmediğiniz kıyafetleri çöpe atmak yerine başkasına verebilirsiniz
İkinci el mağazalar, kiralama, takas ve temel parçalara dayalı bir gardırop gibi yöntemlerle risk azaltılabilir
Alışveriş sorununu çözmenin iyi bir yolu varsa ben de duymak isterim
“Gerçekten çabalıyor musun?” şeklindeki çerçeve üretken değil
İnsan zaten yeterince denemiş ama tekrar eden başarısızlıklar yüzünden tükenmiş olabilir
Önemli olan, ‘yeniden deneyebilme ihtimalini’ açık tutmak
Koşullar değişir, yeni kaynaklar ya da yeni içgörüler ortaya çıkabilir
İnsan tek başına olduğundan daha güçlüdür, birlikteyken
Tekrarlanan başarısızlıklar yüzünden beynin kendini korumaya çalışması bu. Böyle anlarda dışarıdan bir bakış ya da dinlenme gerekiyor
“İlk başarısız olduğundaki kaynak düzeyine takılıp kalırsın” cümlesi çarpıcıydı
Sonuçta bu yazı biraz “daha akıllıca dene” sözünün uzun anlatılmış hali gibi
Bütün sorunları aynı anda çözemeyeceğinizi kabul etmek ve öncelikleri bilinçli biçimde ertelemek önemli
Ben de sonra geri dönebilmek için bunları ‘süresiz yapılacaklar listesine’ koyarak yönetiyorum
Ayrıca bazı insanların, romantik ilişkilere aslında çok önem vermedikleri halde toplumsal görünüş yüzünden bahaneler ürettiğini de düşünüyorum
Bu, klasik bir öğrenilmiş çaresizlik (Learned helplessness) durumu
Wikipedia bağlantısı
Yazar sanki kendine fazla acımasız bir değerlendirme yapmış
Kocasının fikrinin basit olduğunu söyledi ama arkadaşları da o yöntemi düşünememişti
Muhtemelen kocasının yaptığı şey, sonradan bakınca çok açıkmış gibi gelen bir yanılsamaydı
Yabancı kurumlardan yardım istemenin zor olduğuna dair algı zaten çaresizliğin bir parçası haline gelmiş gibi görünüyor
Bazen insanın kapasitesinin arttığını fark etmesi için elinde kalan kaynakları riske atması gerekir
Ama bu yargı yanlışsa gerçekten büyük kayıp yaşayabilir
Bu yüzden yazarın tavsiyesini eleştirmeden olduğu gibi uygulamanın tehlikeli olduğunu düşünüyorum