3 puan yazan GN⁺ 2025-07-21 | 1 yorum | WhatsApp'ta paylaş
  • Dünya genelinde ürün ve hizmetlerde kalite düşüşü olgusu yaygınlaşıyor
  • Bu olgu, ekonomik eşitsizlik ve kapitalizmin vaatlerini yerine getirememesi ile verimlilik kültürünün yayılmasıyla yakından bağlantılı
  • Tüketici algısındaki değişim, özellikle kalıcılık ve dayanıklılık yerine yenilik ve verimliliğin öncelenmesi, kuşaklar arasındaki kalite değerlendirmesi farkını derinleştiriyor
  • Teknolojik gelişme ve otomasyon, özellikle yapay zeka ve algoritma tabanlı hizmetlerin devreye alınması, kalite düşüşü tartışmalarını körüklüyor
  • Çevresel bozulma ve toplumsal sürdürülebilirlik sorunları da ciddi biçimde öne çıkıyor; sadece ucuz ürünler satın almak uzun vadede toplumun tamamını olumsuz etkiliyor

Kalite düşüşü olgusuna genel bakış

  • Son dönemde dünya genelinde mobilya, giyim ve gıdanın yanı sıra hizmetlerin genelinde de kalite düşüşü dikkat çekici hale geldi
  • Ucuz plastik kokusu, çabucak yıpranan tişörtler, ana bileşeni koruyucu maddeler olan yiyecekler, rahatsız edici otomasyon hizmetleri gibi örnekler günlük hayatta kolayca fark ediliyor
  • Makale ve yazılar bile giderek ChatGPT gibi üretken yapay zekaların algoritmik üslubuyla kişiliksiz biçimde yazılıyor; böylece nesnelerin 'sevilmeye değer' olmasından çok 'satın alınmasına' odaklanan bir toplumsal atmosfer oluşuyor

Kalitenin tanımı ve algının göreliliği

  • Araştırmalara göre kalite, özünde her tüketicinin öznel ölçütlerine bağlı
  • Örneğin iPhone 15 ile 2003 model bir Nokia arasında hangisinin daha kaliteli olduğunu mutlak biçimde değerlendirmek zor; dayanıklılığı önemseyenler daha uzun ömürlü Nokia'yı daha yüksek değerlendirebiliyor
  • Yani 'eskisine göre daha kötü' algısı, gerçek durumdan çok öznel yargıya yakın

Toplumsal bağlam: kapitalist vaadin çöküşü ve verimlilik kültürü

  • Uzmanlara göre toplum geneline yayılmış karamsar ruh hali, ürün ve hizmetlerin kalite değerlendirmesini de etkiliyor
  • Sosyoekonomik eşitsizliğin derinleşmesi ve büyüme fırsatlarının kesintiye uğraması ile yalnızca verimliliğe odaklanan yeni yönetim kültürü (ör. Elon Musk, Mark Zuckerberg) başlıca nedenler olarak gösteriliyor
  • Bu değişimler fiilen iş bulma ve refah koşullarının kötüleşmesi, maliyet düşürme amaçlı personel azaltımı, otomasyon sistemlerinin yaygınlaşması gibi çeşitli yapısal sorunlara yol açıyor

Kamu hizmetleri, yaş ve kalite değerlendirmesindeki kuşak farkı

  • Kamu hizmetlerinde (özellikle sağlık sigortasında) de kalite düşüşüne yönelik memnuniyetsizlik artıyor
  • Ancak bunun nedeni gerçek bir kalite düşüşünden çok artan bekleme süreleri ve toplumsal değişime uyum eksikliği olarak işaret ediliyor
  • İleri yaş gruplarında kalite düşüşü algısı daha güçlü ortaya çıkıyor
    • Eskiden dayanıklılık gibi uzun vadeli değerler önemsenirken, bugünün kuşakları 'ne kadar uzun dayandığına' değil, 'ne kadar yeni ve verimli olduğuna' daha çok odaklanıyor
    • Moda ve tüketim malları sektörlerinde 'hızla al, hızla at' tüketim deseni yaygınlaşmış durumda

Planlı / algılanan eskime ve tüketici psikolojisi

  • Bazı şirketler planlı eskitme (belirli bir sürenin ardından ürünün bozulacak şekilde tasarlanması) uyguluyor
  • Daha güçlü strateji ise 'algılanan eskime'; yani ürün hâlâ yeterince kullanılabilir olsa bile tüketicileri onun modasının geçtiğine inandırarak değiştirmeye yöneltmek
  • Reklam ve medya, sürekli yeni ürün tüketimini ve trend takibini güçlendirirken, uzun süre kullanma ve tamir etme kültürü giderek kayboluyor

Düşük fiyatlı seri üretim ve tüketim kültüründeki dönüşüm

    1. yüzyılın ortalarından bu yana seri üretim ve düşük fiyatlı tüketim mallarının yayılması hız kazandı
  • Bir zamanlar 'çok işlevli ve yeniden kullanılabilir' odaklı bir tüketim yaşamı baskınken, artık ucuz ve çeşitli 'yeni şeyleri' istenildiği anda satın alabilmek sıradan kabul ediliyor
  • Bunun sonucunda maddi bolluğa rağmen etkileşimlerin ve düşünme biçimlerinin yüzeysel, kısa ömürlü ve zayıflamış kaldığı paradoksal bir yoksulluk durumu ortaya çıkıyor

Otomasyon, yapay zeka ve kalite tartışması

  • Son dönemde AI ve otomasyonun devreye alınmasıyla müşteri hizmetleri de kalite tartışmasının merkezine yerleşti
  • İspanya'da müşteri hizmetlerinin %62'si zaten otomatikleştirilmiş durumda ve tüketicilerin yarısı sanal temsilcilere olumsuz bakıyor
  • Dijital uçurum ve yaşlı nüfusun yaşadığı zorluklar öne çıkarken, şirketler ise müşteriyle iletişim verimliliğinin arttığını savunuyor
  • Yapay zeka sahte yorumlar, güvenilirlik kaybı gibi çeşitli sorunlara yol açıyor. Şu anda çevrimiçi ürün yorumlarının %40'ından fazlasının güvenilir olmadığı analiz ediliyor
  • Web tabanlı yapay zeka modellerinin, kendilerinin daha önce ürettiği verilere dayanarak giderek 'model çöküşü' olgusuyla karşı karşıya kalma riski de gündeme geliyor

Ekonomik tercihler ve toplumsal sonuçlar

  • Bazı kalemlerde (ör. uçak koltukları) fiyatlar ciddi biçimde düşerken kalitenin (alan gibi) gerilediği eğilimi gözlemleniyor
  • Taviz verilmiş tüketim ortamının asıl sorunu, bu düşük kaliteli ürünlerin sürekli tüketilmesinin gezegen üzerinde ek yük oluşturması ve sonuçta toplumsal sürdürülebilirliği ciddi biçimde tehdit etmesi
  • İyi bir ürün, yalnızca rahatlık ya da ucuzluk değil; etik ve toplumsal değerlerle bağlantılı emek ve katkıyı da içermelidir ki 'gerçek kalite' olarak tanımlanabilsin

1 yorum

 
GN⁺ 2025-07-21
Hacker News görüşleri
  • Son birkaç on yılda kalitenin aslında arttığını söyleyen çok kişi var, ama benim deneyimime göre aynı markanın 5, 10, 15 yıl önce alınmış kaliteli bir ürününü yeni sürümüyle tekrar aldığımda kalite düşmüş, daha ucuzmuş gibi hissettiriyor; üstelik eski kaliteye yakın bir alternatif bulmak da zor. Beni tekrar tekrar hayal kırıklığına uğratan şey bu. Bir ürün başarılı olup pazar doygunluğa ulaştığında büyüme baskısı yüzünden her seferinde maliyet kısılıyor ve bu yüzden kalitenin her yıl biraz daha kötüleştiğinden şüpheleniyorum.

    • Benim bakışıma göre pazar payı artışı ya da yenilikçi maliyet düşürme yolları kalmadığında geriye kalan tek kâr maksimizasyonu stratejisi, kaliteyi sürekli düşürüp fiyatı sürekli artırmak. Sonunda bu strateji markayı mahvediyor ama marka yeniden kullanılabilir ya da yenisi yaratılabilir. Ahlaki kaygısı olmayan, tamamen rasyonel ve bencil bir ekonomik aktör, "Bu markayla en yüksek kârı ne kadar süre koruyabilirim?" diye hesap yapar. O süre boyunca yatırım getirisi yeterince iyiyse bu stratejiyi uygular.
    • Büyük bir tech şirketinde çalışırken kıdemli çalışanlar, yazılım mühendislerinin iş ortamının eskisine göre belirgin biçimde kötüleştiğini hissediyordu. Ama CFO’nun resmî cevabı, "İnsanlar hızlı ayrılmıyor, demek ki o kadar da kötü değil" şeklindeydi. Bu, senin şüphelendiğine benzer bir durum. Yani bazı metriklerle talebi test ediyorlar; örneğin insanlar ürünümüzü almaya devam ediyor mu diye bakıyorlar. Talep sürdüğü sürece şirket açısından sorun yok. Tüketici açısından ise her proje böyle yürüdüğü için sanki dünyanın genel kalitesi düşüyormuş gibi geliyor, ama fiyatlar inmiyor.
    • Bu durum özellikle tıbbi cihazlarda çok belirgin. Gereksiz "dijital deneyim" ekleme yarışı öne çıkıyor. Mesela işitme cihazlarında eskiden özel ses düğmesi ve açma-kapama anahtarı olan analog modelleri rahatça bulabiliyordunuz. Şimdiki modellerde güç düğmesi yok, telefon uygulaması ve Bluetooth eşleştirmesi gerekiyor. Eskiden hemen kullanılabiliyordu; şimdi ise kolay kırılan bileşenlerin araya girdiği, kullanımı zahmetli bir deneyim var.
    • Birçok insan teknolojik ilerlemeyi doğrudan kalite artışı sanıyor. Teknoloji kaliteyi iyileştirebilir ama başka şekillerde de kullanılabilir. Bana göre Batı, özellikle de Kuzey Amerika, 1970’lerin başındaki petrol şokundan sonra gerçekten toparlanamadı. Ondan önce enerji neredeyse sınırsız kullanıldığı için her şey bugünkünden çok daha ağır ve sağlamdı. Ağırlığı azaltmaya çalıştıkça tüm altyapı giderek daha zayıf hale geldi. Bu kırılganlığı kabullenen düşük beklenti kültürü de bunda pay sahibi.
    • Öte yandan bisiklet ekipmanlarında kalitenin giderek iyileştiği örnekler de var. Mesela 10 yılda üç kez Zefal matara aldım. İlkinde ağız kısmı iki tırnakla tutuluyordu ve ikisi de sonunda kırıldı. İkincisi dört tırnaklı olacak şekilde iyileştirildi. Üçüncüsünde ise sert plastik yerine daha rahat bir ağız malzemesine geçildi. Lookcycle pedalları da üç kez aldım: ilk sürümde taşlar pedalın içine sıkışıp ciddi rahatsızlık veriyordu; ikincisinde yayı kapatan plastik örtü ve sızdırmazlık geliştirildi; üçüncüsünde ise dıştaki köşeli kısımlar azaltılarak düşme durumunda daha dayanıklı hale getirildi.
  • Eskiden ekonomi sınıfı uçak biletleri, enflasyon ve ek ücretler hesaba katılsa bile, çok daha pahalıydı. Bugün geçmişteki hizmet ve kaliteyi istiyorsanız daha fazla para ödemeniz gerekiyor; ama buna karşılık çok ucuza düşük kaliteyi deneyimleme seçeneği de var. Bunun nedeni uçuş sayısının artmış olması. Elektronikte ve kıyafette de benzer durum var. Pahalı olan her şey yüksek kaliteli değil; hatta aynı marka içinde bile artık uygun fiyatlı ve pahalı seri ayrımı var. Yani herkes artık ucuz ile pahalı arasında seçim yapabiliyor. Örneğin Nike’ın da bugün hem giriş seviyesi hem üst seviye ürünleri var. Kaliteli mobilyanın fiyatı ise enflasyona göre bakıldığında 50 yıl önce de şimdi de benzer. Sadece ucuz ve kötü seçeneklerin sayısı arttı.

    • Fiyatın yüksek olması kaliteyi garanti etmez. Markalar bu algıyı kullanıp çok fazla maliyet eklemeden sadece marjı yükseltiyor. Örneğin $180 verip aldığım Sony Link Buds kulaklıklar birkaç kez bozuldu ve sonunda vazgeçtim; buna karşılık $5’a aldığım Auki Bluetooth kulaklıklar hâlâ sorunsuz çalışıyor.
    • Uçak bileti örneğine dönersek, bugün aynı hizmet seviyesini daha fazla para vererek bile geçmiştekiyle aynı şekilde alamıyorsunuz. Koltuk aralıkları bambaşka hale geldi; geçmiştekine yakın bir deneyim için business class’a çıkmanız gerekiyor, o kadar. İlgili makale
    • Elektronik ve kıyafette de aynı durum var demiştin ama benim deneyimim farklı oldu. Marka ismi şişiriliyor ama kaliteye yatırım yapılmadığı için yüksek fiyat ödeseniz bile gerçek kalite artışı çok sınırlı kalıyor. Elektronikte bunu daha iyi değerlendirebiliyorum; kıyafette ise YouTube’daki "kıyafet söküm videolarını" izledikten sonra buna daha da ikna oldum.
    • Sorun şu ki fiyat etiketi kalite sinyali olmaktan çıktı. Pazarlama ekipleri kaliteliymiş gibi görünme konusunda fazla iyi. Şaraplardaki "ödül kazanmış" ibareleri bile çoğu zaman para verilerek markaya yapıştırılıyor. Yorumların da büyük kısmı sahte ya da üretici tarafından fonlanmış durumda. Sonuçta pahalı bir şey alırken kaliteli olmasını ummaktan başka çaren kalmıyor; ucuz bir şey alırsan da zaten kötü çıkacaktır diye düşünüp en azından çok para harcamamış olmakla avunuyorsun.
    • Söylediğine katılıyorum ama bugünün dünyasında bu kadar çok ucuz ve düşük kaliteli ürün olmasının iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ucuz yeni ürünler mümkün oldukça herkes düşük kaliteyi kabulleniyor ve bu kültür tüketimi daha da teşvik ediyor. Toplumsal olarak da çok tüketilen her şey sonunda çöplüklere ya da denize gidiyor. Bazen Batı toplumlarının biraz daha fakir olmasını dilediğim bile oluyor. İmalat zaten yeterince ucuz seri üretime kaymış durumda; 21. yüzyılda bir Büyük Buhran yaşansa yeni otomobil satışlarının tamamen kilitleneceğini düşünüyorum.
  • Bildiğim neredeyse her alanda, çeşitli ölçütlere göre bakıldığında kalite genel olarak ciddi biçimde arttı. Bugün gerçekten kaliteye odaklanmak isterseniz, herhangi bir ürün ya da hizmeti geçmişte olduğundan daha iyi yapabilirsiniz. Ama kalite düşüyor gibi hissettiren şey aslında önceliklerin değişmiş olması: artık fiyat erişilebilirliği ve verimlilik daha önde. Eskiden pahalı olup az kişinin erişebildiği ürünler bugün milyarlarca insana "yeterince iyi" kaliteyle sunuluyor. Elbette bunun bedeli daha kısa ömür ya da daha zor tamir edilebilirlik olabilir, ama erişimin genişlemesini ahlaki açıdan büyük bir kazanım olarak görüyorum. Yazının üzüldüğü türden ilerleme de bence tam olarak bu değişim sayesinde mümkün oldu.

    • Amerikan tarzı tüketim kültürünün yayılmasının ahlaki olarak iyi bir şey olduğundan emin değilim. İnsanlığın bugün fosil yakıtlara bağımlılığı çok ciddi bir düzeyde. Gelecek nesiller için endişeleniyorum. Büyüme durmadan sürüyor, durmanın bir yolu yok gibi.
    • Fiyat erişilebilirliği de bana pek uymuyor. Otomobil fiyatları karşılanamaz hale geldi, ev ise neredeyse lüks ürüne dönüştü. Tüketim malları da giderek pahalanıyor. Güvenlik artmış olabilir ama ustalık ve işçilik hissi kötüleşti.
    • "Artık ürünleri eskisi gibi yapmıyorlar" denirken çoğu zaman yapılan şey, geçmişin pahalı ürünlerini bugünün ucuz ürünleriyle karşılaştırmak. Eski tarz "iyi ürünler" hâlâ var, ama bir zamanlar ödediğimiz fiyata kıyasla beklentimiz çok yükseldiği için bunu kayıp gibi hissediyoruz.
    • Kavramsal ve teorik olarak daha kaliteli şeyler üretilebilir. Ama pratikte yapılmıyorsa, o zaman kalite düşmüş demektir.
    • Kalitenin düştüğünü düşünenler şu YouTube Shorts kanalına bakabilir.
  • "iPhone 15’in 2003 Nokia’dan daha kaliteli olduğunu kesin söyleyemeyiz" iddiasının, geçmişi romantikleştiren bakışla aşırı kültürel göreciliğin birleşimi olduğunu düşünüyorum. 2009’daki amiral gemisi Nokia N900’ü kullandım; kâğıt üstünde özellikleri etkileyiciydi ama gerçekte kullanımı zahmetli ve hantaldı. Evde Wi-Fi’a düzgün geçmiyordu, GPS konum bulmak için dakikalar sürüyor ve kolayca kopuyordu. O dönem arkadaşlarımın iPhone’larıyla karşılaştırınca, GPS hızı başta olmak üzere birçok konuda fark çok büyüktü. Bugünün iPhone amiral gemilerinin ya da Android cihazlarının genel kalite açısından çok daha iyi olduğunu açıkça söyleyebilirim.

    • 2003’te Nokia kullandım; pili bir hafta gidiyordu, bozulmuyordu, tuş takımı sağlam ve hissiyatı iyiydi, ekrana bakmadan mesaj yazabiliyordum. Zamanla da yavaşlamıyordu. Bugünün akıllı telefonları çok daha fazla şey yapabiliyor ama tek tek işlevlerin kalitesi bazı yönlerden aslında daha kötü.
    • Yazının yazarının adına bakınca 2003’te neredeyse bebek yaşta olduğu anlaşılıyor; yani o dönemin telefonlarını gerçekten düzenli kullanmış olması zor. Kısa süre denemiş olabilir ama onları günlük kullanan kuşaktan değil.
    • Hafıza çarpıtmasını ve hayatta kalan örnek yanlılığını hesaba katmak gerekir. 80’lerde de inanılmaz derecede kötü, çöp ürünler vardı; sadece hepsi çoktan atıldığı için bugün elimizde yalnızca "kalitesi yetip ayakta kalanlar" var. Yiyeceklerde de durum benzerdi; eskiden konserve ve toz hazır puding gibi düşük kaliteli gıdalar çok yaygındı.
    • 2007-2008 civarında üreticilerin kendi işletim sistemleriyle akıllı telefon yaptığı dönemde LG KS360 kullanırken cihaz sık sık donuyordu. Sony W200i düzgün çalışıyordu ama özel Sony konnektörü gibi rahatsız edici yanları vardı. Sony W350i ise o kadar sorunluydu ki iki kez değişim yaptım; Amazon sipariş geçmişimde bile iki değişim kayıtlı.
    • 70’lerin otomobil çarpışma videolarını izleyip bugünkü araçlar dağılıyor, eskiler sapasağlam kalıyor diye şaşıranlar oluyor. Oysa eski araçlarda sürücü kabini bizzat crumple zone görevini görüyordu.
  • Neredeyse her kategoride, ebeveynlerimizin hatırladığı türde yüksek kaliteli ürünler hâlâ var; e-ticaret sayesinde bunları bulmak hatta daha kolay. Ama enflasyona göre bakınca fiyatları yine de hafif değil. Bugünkü ucuz ürünlere alışmış olduğumuz için bize aşırı pahalı geliyor. Özel dikim takım elbise, masif ahşap mobilya, yüksek kaliteli dana eti, 10 yıldan uzun süre kullanılan elektrik süpürgesi gibi şeyleri istiyorsanız bunun bedelini ödemeniz gerekiyor; eskiden de öyleydi. Talebi tamamen kaybolan ürünler artık gelişmiş ülkelerde üretilmiyor; örneğin özel dikim gömlekler Sri Lanka gibi yerlerden geliyor. Buna karşılık kalite arzusunu karşılayan alanlar, örneğin mahalle kahvecileri, tam tersine canlandı. Bir de modern üretim teknolojisinin zirve ürünlerine bakmak gerek: babamın filmli kamerasına verdiği parayla bugün 100x zoom, 7 inç dokunmatik ekran, 5G bağlantısı ve e-kitap okuyucu dahil bir akıllı telefon alabiliyor olmamız gerçekten şaşırtıcı.

    • Babamın SLR kamerasında 100 mm lens bile büyük olaydı; bugün kullandığım DSLR ise 28-300 mm lensle çok daha iyi fotoğraflar çekiyor. Eskiden bir film rulosunda 5 kare çekmek bile çok sayılırdı, bugünse 7 kare bracketing neredeyse standart. Çekim kapasitesi de pil yettiği kadar. Babam bunu görse şaşkınlıktan bayılırdı herhalde.
    • "Ebeveynlerimizin hatırladığı kalite düzeyinde her şey hâlâ üretiliyor" iddiasına katılmıyorum. Eski prestijli markalar da aynı şekilde kalite kaybetti. Levi’s, Fjällräven gibi markalarda eski kıyafetler onlarca yıl dayanıp sadece solarak yaşlanırken, yeni ürünlerde kumaş bir yıl içinde bozulabiliyor. Eskiden dayanıklı olan kanvas sırt çantası markalarının hepsi sonradan polyester ağırlıklı hale geldi. Aradaki kalite farkı devasa; özellikle kıyafet ve ayakkabıda. Fiyattan şikâyet etmiyorum, daha fazla ödemeye de razıyım, ama marka ismi gerçekten artık bir anlam taşımıyor.
    • Pahalı ürünlerin sorunu, hangisinin gerçekten kaliteli, hangisinin sadece gösteriş olduğunu anlamanın zor olması. Her pazar giderek bir "lemons market"e dönüşüyor. Benim stratejim bu yüzden düşük segmentte adı görülen markaları tamamen elemek. BMW ve JBL de buna dahil.
  • "Kıyafetler iki yıkamada bozuluyor" iddiasına karşı, bunun ne tür kıyafetler olduğunu merak ediyorum. Ben pahalı markalar da giymiyorum, çamaşıra da çok özen göstermiyorum ama kıyafetlerimi yıllarca giyebiliyorum. Boyalar da eskisine göre çok daha iyi; yıkamayla renk atması artık neredeyse olmuyor.

    • Dışarıdan iyi görünen bir tişört paketi aldım; bir kez yıkayınca enine doğru genişledi, boyuna doğru kısaldı. Tekrar esnetmeye çalışmanın da faydası olmadı. Eskiden 10 euroya alınan 3 çift çorap yıllarca dayanırdı; şimdi hemen deliniyor. Pahalı olması da kaliteyi garantilemiyor, ucuz da pahalı da kumar gibi.
    • Eskiden Wrangler kot pantolon almıştım ve Levi’s’ten daha iyi oturduğu için, yakın zamanda ucuz görünce tekrar aldım. Daha ilk giyişten sonra yıkadım ve pantolon neredeyse giyilemez kadar sertleşip bozuldu. Gayet normal yıkadım ama kâğıt gibi oldu.
    • Yakın zamanda hipermarketten aldığım erkek çorapları, sadece giyilmiş olmalarına rağmen file gibi sökülmeye başladı. Üstelik sıradan, bilinen bir markaydı.
    • Fruit of the Loom hiçbir zaman en üst kalite değildi ama zaten bu yüzden iyiydi; güvenilir, orta seviye bir markaydı. 10 yılı geçen eski tişörtlerim hâlâ sağlam. Ama son aldıklarım tek yıkamada delindi. Bu, kalite kontrolden kaçmış bir hata gibi değil; bilerek kalite düşürülmüş gibi geliyor.
    • Bugün giyimde de uğraşırsanız iyi kalite bulabilirsiniz. Ben Duluth Trading kotlarının üzerimde iyi durduğunu gördüm; tekrar tekrar yıkamama rağmen durumları iyi. Levi’s de fena değil ama onu "yüksek fiyatlı satış kanallarından" almak gerekiyor; markanın kendi mağazası gibi yerlerde kalite farklı oluyor. Amazon ya da büyük perakendeciler gibi düşük fiyatlı dağıtım kanallarından belirgin biçimde ayrılıyor. Birçok marka böyle bir "kanal segmentasyonu" stratejisi izliyor. Ama $80 altı iyi bir kotu indirim yoksa bulmak zor. Ben kıyafet bulmakta büyük sorun yaşamıyorum; asıl can sıkıcı olan sevdiğim modelin üretimden kalkması.
  • Bazı insanlar uzun süre dayanacak kaliteli ürünler kullanmak istiyor. Ama bu tür kaliteli ürünleri bulmak genelde zor oluyor; var olsalar bile gerçekte pek satılmıyorlar. Ayrıca çoğu zaman artı ve eksileri karışmış olduğu için "gerçekten" iyi ürünü bulmak da zor. Sık sık değiştirmek zorunda olmayan insanlar var ama piyasa yapısı sürekli yeni ürün almaya yönlendiriyor. Sonuçta dayanıklılık ve kalite genel olarak düşüyor. Bir de kasıtlı uyumsuzluk yaratıldığı için gerçekten daha iyi ürün bulmak daha da zorlaşıyor. Bilgisayar yazılımlarında da benzer durum var. Özgür ve açık kaynak yazılım (FOSS) biraz yardımcı oluyor ama açık kaynak dünyasında da kalitesiz yazılım çok. En azından kendiniz iyileştirme fırsatınız oluyor; ben de bu yüzden programları biraz farklı geliştiriyorum.

  • İnsanlar genelde iki gruba ayrılıyor: geçmişi ya tamamen küçümseyenler ya da tamamen yüceltenler. Oysa gerçek ortada bir yerde. Uçak koltuklarında olduğu gibi kitleselleşince kalitenin düşmesi doğal. Ama birçok alanda kalitenin dramatik biçimde arttığı da bir gerçek. Örneğin otomobillerde; 60’ların araçları iki yılda paslanıyordu, 70’lerde türlü mekanik arızalar vardı, 80’lerde elektronik parçalar çok sorun çıkarıyordu. 80’lerden 2000’e kadar bunların çoğu çözüldü. Elbette bugün yazılım sorunları ya da EV nedeniyle yeni problemler var ama eski otomobillere geri dönmek istemem.

    • Otomobiller hâlâ paslanıyor. Son dönemde daha büyük sorun ise, bir parçanın üretimi durunca aracın %90’ından fazlası sağlam olsa bile o tek parça yüzünden hurdaya ayrılması. İlgili video
    • "Geçmişi yerip öven iki grup var" sözü bana Neanderthal çizgi romanını hatırlatıyor. Tarih öncesi insanların bedensel engeli olan bireylerle bile topluluk olarak ilgilenmesi, insan doğasının ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Bugün toplumsal ilerleme sayesinde gıdanın bol olduğu bir dünyada bile hâlâ açlığın var olması da ironik. Bir de onlara Nintendo Switch göstersek kesin hoşlarına giderdi diye düşünüyorum.
    • Otomobiller başka bir anlamda da bir tür "enshittification" örneği sayılabilir. Trafik sıkışıklığı nedeniyle sonuçta hepimiz verimsizliğe saplanıyoruz.
    • 2020’lerin otomobilleri artık fazla pahalı ya da aşırı mühendislik ürünü gibi geliyor; otomobillerin zirvesi 2010’lardı diye düşünüyorum. Belki 2040’larda bazı şeyler yeniden çözülmüş olur.
  • Yazıda "20 yıldan uzun süredir giymediğin kıyafete duygusal bağın yoktur" ya da "portakalı sıkmak yerine 3 dolarlık meyve suyu içiyorsun" gibi aşırı alıntılar çok fazla olduğu için içeriğin güvenilirliği düşüyor. Eğer yazı, kalite düşüşünü kendi örneğiyle göstermek istediyse bu konuda başarılı olmuş.

  • Yazının ana tezi olan "kalite düşüşü", özünde değerlendirme ölçütüne göre göreli bir mesele. Dayanıklılık arayan biri için ucuz mobilya düşük kaliteli olabilir; hafiflik ve ucuzluk isteyen biri için ise IKEA yüksek kaliteli sayılabilir. Herkesin aynı ölçütlerle değerlendirdiğini varsaymak tembelce bir yaklaşım. Yazıda AI’a kadar değinilmesi de ayrıca tuhaf.

    • Ama değerlendirme ölçütlerini de biz kontrol etmiyoruz. Pazar, reklam ve benzeri kalıplarla yönlendiriliyor; ezici çoğunluk belli bir şeyi onayladığında benim bireysel kontrolüm pek işe yaramıyor.
    • "Hafif ve ucuz bir şey istiyorsan" yorumuna karşı, fiyat erişilebilirliği zaten kalite/fiyat oranına yansımış durumda. Ayrıca MDF mobilyanın özellikle hafif olduğuna dair neye dayanıldığını da bilmiyorum.