- Douglas Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin başkahramanı Arthur Dent’in Amerikalılara kahramanca görünmeyebileceğini, ancak Britanya’da tipik bir kahraman figürü olarak kabul edildiğini açıklıyor
- Britanya’da yenilgiyi ve çaresizliği fark eden karakterler kahraman sayılıyor; başarısızlığın mizah ve empati konusu olarak benimsendiği bir kültür bulunuyor
- Buna karşılık ABD’de başarısızlığı şaka malzemesi yapmak daha zor ve kahraman, hedef peşinde koşan ve sonucu değiştiren etkin bir karakter olarak görülüyor
- Adams, Hollywood’da Arthur’un bu ‘kahramanca olmayan kahramanlığını’ anlatmakta zorlandığını, sonunda yapımcının “Varlığı olayların gidişatını etkiliyorsa o bir kahramandır” sözüyle bir orta yol bulunduğunu aktarıyor
- Bu tartışma, Britanya usulü mizahla Amerikan başarı anlatısı arasındaki kültürel uçurumu ortaya koyarken, başarısızlık ve çaresizliğe bakıştaki farkı da gösteriyor
Douglas Adams’ın yanıtı ve Britanya tipi kahramanlık
- Adams, Britanya’daki kahramanın hayatı kontrol edemeyeceğini fark eden kişi olduğunu söylüyor
- Örnek olarak Pilgrim, Gulliver, Hamlet, Paul Pennyfeather, Tony Last gibi karakterleri anıyor
- Britanya’nın, Hastings Muharebesi, Dunkirk tahliyesi, kriket maçlarındaki yenilgiler gibi yenilgi ve geri çekilmeleri anan bir kültüre sahip olduğunu belirtiyor
- Stephen Pile’ın Book of Heroic Failures kitabının Britanya’da çok satan olduğunu ama ABD’de başarısız kaldığını söylüyor
- Pile, “Amerika’da başarısızlıkla ilgili şaka yapamazsınız” demiş; Adams da buna katılıyor
- Adams, Arthur Dent’in Amerikalılara ne hisse opsiyonu olan ne de high-five atacak bir şeyi bulunan biri gibi görünebileceğini, ama Britanyalılara göre sakince çay içen gerçek bir kahraman olduğunu söylüyor
Hollywood’daki yorumlama sorunu
- Adams, Hollywood’da kendisine sık sık “Arthur’un hedefi ne?” diye sorulduğunu anlatıyor
- Kendisi buna “Sadece tüm bunların sona ermesini istiyor” diye cevap verdiğini, bunun da Amerikan tipi kahraman anlatısıyla çatıştığını söylüyor
- Disney’den David Vogel, “Arthur’un varlığı olayların gelişimini etkiliyorsa o bir kahramandır” diyerek bu kahramanca olmayan kahramanlığı kabul ediyor
- Adams, son senaryoda Arthur’un kahramanca olmayan özelliklerinin iyi korunduğunu değerlendiriyor
Başarısızlık ve mizah konusundaki kültürel fark
- Blog yazarı, Book of Heroic Failures’ı keyifle okuduğunu söyleyerek, yetkinliği öven kitaplarla dolu bir dünyada başarısızlığı yücelten bir kitabın değerini vurguluyor
- Britanya’da başarısız bir karakterin “herkesin empati kurduğu biri” haline geldiğini, ABD’de ise bunun daha kolay acıma ya da küçümseme konusu olabildiğini anlatıyor
- Amerikan kültürü başarısızlığı, geçici bir tökezleme ya da aşılması gereken bir olay olarak görüyor; insanın dünyasını kendi kuran özne olması fikrine önem veriyor
Sonuç niteliğinde gözlem
- Adams’ın sözleri, Britanya ve ABD kahraman anlatılarının temel farkını ortaya koyuyor
- Britanya: çaresizlik ve kabulleniş içinde bile vakarını koruyan karakter
- ABD: hedefine doğru etkin biçimde hareket eden karakter
- Bu fark, mizah anlayışı, başarısızlık algısı ve bireysel özne olma hali konusundaki kültürel tutum farklılıklarına uzanıyor
2 yorum
Kesinlikle Arthur Dent Amerikalı gibi görünmüyor.
Hacker News görüşleri
Eşimle birlikte Broadchurch izlerken fark ettiğim bir şeyi söylemek istiyorum
David Tennant’ın canlandırdığı karakter işinde gerçekten çok kötü. Bu yüzden ücra bir kasabaya sürülmüş. Eğer bu bir Amerikan dizisi olsaydı, böyle bir başarısızlığa travma ya da yolsuzluk gibi bir gerekçe eklenirdi; burada ise hikâyenin merkezinde doğrudan beceriksizlik var
Her bölümde birinden şüphelenip sonunda onun masum olduğunun anlaşılması şeklinde tekrar eden bir yapı var, bu yüzden her seferinde “Bu adam gerçekten işini yapamıyor!” diye bağırarak izledim
Son suçlunun yakalanması bile onun yeteneği sayesinde değil, tesadüf ve suçlunun hatası sayesinde oluyor. O günden sonra biz de “hiçbir şeyi doğru düzgün yapamasa da merkezde duran sıradan insan” karakterlerini aramaya başladık
Son zamanlarda One Punch Man izlerken “gerçek kahraman”ın ne olduğu üzerine düşünmeye başladım
Saitama ya da üst düzey kahramanlar o kadar güçlü ki tehlike ya da fedakârlık neredeyse yok. Buna karşılık Mumen Rider sadece bir bisikletle canavarın karşısına dikilip sivilleri birkaç saniye bile olsa korumaya çalışıyor. Bana gerçek kahramanlık bu gibi geliyor
Bu ölçüte göre bakınca Avengers ya da Superman sadece bir güç fantezisi gibi kalıyor
Charlie Brown, Amerika’da da başarısızlığın sevdirilmesini sağlayan istisnai bir karakter
Sürekli başarısız olur ama dürüstlüğü ve iyimserliği sayesinde sevilir. Bu yönüyle İngiliz usulü “kaybeden mizahı”ndan farklıdır
Stephen Fry’ın aynı konu üzerine bir Soru-Cevap videosu var (YouTube bağlantısı)
Ben de bir Britanyalı olarak onun söylediklerine katılıyorum. Amerikan tarzı mizaha çoğu zaman empati kurmak zor, sanırım bunun nedeni kültürel farklar
The Office(UK vs US) karşılaştırması buna iyi bir örnek. David Brent acımasız dilli biri gibi görünürken, Michael Scott garip ama iyi niyetli biri olarak algılanıyor. Bu algı farkı, kültürlerin özündeki farkı gösteriyor
Adams’ın sözünü ettiği olgu, I. Dünya Savaşı sonrası Britanya kültüründeki değişimle bağlantılı
Savaş sonrasındaki güçsüzlük duygusu, “beceriksiz başkahraman” anlatısının kökü. Tolkien ile C.S. Lewis bu akıma tepki olarak güçlü kahraman figürleri yaratmaya çalıştı
Amerikan iyimserliği güzel, ama başarısızlığı kabul edemeyen bir kültür psikolojik olarak büyük bir yük yaratıyor
Başarısızlık da büyümenin bir parçası ama biz bunu inkâr ederek olgunlaşamamış bir toplum olarak kalıyor gibiyiz
Başarısızlıktan hoşlanmıyorlar ama denemeye devam edersen affedildiğin bir kültür bu
İngiliz tarzı alaycılık ve Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’nin sonu, “bürokratik hiçlik” duygusunun zirvesi gibi
Adams’ın dünya görüşü o kadar kozmik bir umutsuzluğa yaklaşıyor ki, bir noktadan sonra komikten çok hüzünlü gelmeye başladı
Amerika’da başarısızlığı şakanın merkezine koymak zor ama Avrupa’da Donald Duck bu rolü üstleniyor
Mickey kusursuz olduğu için sıkıcı, Donald ise pek çok kusuru olduğu için insani
Çocukken okuduğum Harry Potter ya da Alex Rider gibi Britanya romanları bana daha çok Amerikan usulü kahraman anlatısına yakın gelmişti
Özerkliği ve amaç duygusu güçlü başkarakterler oldukları için Amerika’da çok sevildiklerini düşünüyorum. Acaba bu tür eserler Britanya genç yetişkin edebiyatında bir istisna mı
Ayrıca Britanya’ya özgü yatılı okul kültürü, Amerikalı okurlara egzotik bir fantezi gibi göründü.
Bu yüzden Naruto’nun da Japonya’dan çok Amerika’da daha büyük başarı elde ettiğine dair yorumlar var
Charlie Brown tartışmasına geri dönersek, asıl mesele “sonuç”tan çok “anlatının bakış açısı”
CB’nin başarısızlığı duygusal dayanıklılıkla çerçevelenirken, İngiliz tarzı başarısızlık evrenin saçmalığı olarak resmediliyor.
Arthur Dent bu iki dünyanın arasında duruyor — karmaşanın içinde hayatta kalmaya çalışan sıradan insanın simgesi