- Son araştırmalara göre sosyal medyanın siyasi kutuplaşma üzerindeki etkisi, basit ölçümlerin gösterdiğinden çok daha derin ve karmaşık
- Duygusal aşırılık taşıyan içerikler sosyal medyada daha geniş yayılıyor ve bu da fiilen çevrimdışı siyasi davranışı etkiliyor
- Deneyler ve veriler, sosyal medyanın tüm yaş gruplarında veya tüm ülkelerde aynı şekilde işlemediğini ve 'spillover etkisi' gibi dolaylı etkilerin çok büyük olduğunu gösteriyor
- Siyasi influencer'lar ve elit grupların sosyal medya üzerinden kamuoyunu çarpıttığı ve aşırı düşünce ile davranışları tetikleyen bir 'elit radikalleşmesi' olgusunun doğrulandığı belirtiliyor
- Genel olarak, sosyal medyanın etkisini yalnızca parti desteği veya geleneksel kutuplaşma ölçütleri üzerinden değerlendirip küçümsemek isabetsiz
1. Giriş
- Filozof Dan Williams kısa süre önce sosyal medyaya yönelik eleştirilerin abartıldığını savundu, ancak yazar buna karşılık sosyal medyanın sorunlarının aslında daha da küçümsendiğini ileri sürüyor
- Bu yazı, sosyal medyanın siyasi etkisini, özellikle de siyasi kutuplaşma üzerindeki etkisini merkezine alarak inceliyor
- Williams sosyal medyanın yanlış anlaşılan veya abartılan yönleri olduğunu düşünse de yazar, çeşitli kanıtlar ve araştırmalara dayanarak etkisinin gerçekte daha ciddi olduğunu savunuyor
- Özellikle ABD kitlesel siyaseti üzerindeki tehlikeli ve kışkırtıcı etkiler incelenirken, iyi bilinen 'yanlış bilgi' ve 'komplo teorisi' sorunlarının bazı yönlerinin abartılmış olabileceği de belirtiliyor
- Williams kutuplaşmaya dair 4 ana itiraz öne sürüyor: tarihsel eğilimler, yaşlılar üzerindeki etki, ülkeler arası farklılıklar ve deneysel araştırmalarda görülen zayıf etki. Yazar ise bu dayanakların yeterince ikna edici olmadığını, sosyal medyanın gerçek zararlarının daha geniş bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor
2. Williams'ın argümanları ve bunların değerlendirilmesi
Williams'ın 4 temel itirazı
- Duygusal kutuplaşma, sosyal medyanın ortaya çıkışından çok önce de artış eğilimindeydi
- Sosyal medyayı en az kullanan 65 yaş üstü grupta son yıllarda kutuplaşma daha fazla arttı
- OECD'nin 12 ülkesinden gelen verilerde ülkeden ülkeye siyasi kutuplaşma örüntüleri farklılaşıyor; bu da sosyal medyanın etkisinin tutarlı olmadığını düşündürüyor
- Birçok yüksek kaliteli deneysel araştırmada sosyal medya kullanımının bireyin kutuplaşma düzeyi üzerindeki etkisi çok küçük ya da hiç yok
“Gerçekten öyle mi?”
- 2010'lardan sonra akıllı telefonlar ve sosyal medyanın yaygınlaştığı döneme ait veri eksik; en kapsamlı veri setleri bile yalnızca başkanlık seçimi yıllarında toplanmış durumda ve bu yeterli değil
- Ülkeler arası kutuplaşma eğilimlerini karşılaştıran çalışmalarda da 2010 sonrası her ülke için veri noktası sayısı çok az
- Yalnızca veri kırılma noktalarındaki farklılıklara bakarak sosyal medyanın olumsuz etkisini reddetmek zor
- Yaşlılardaki kutuplaşma artışını ele alan araştırma da (Boxell, Gentzkow ve Shapiro 2017) spillover etkisi gibi dolaylı etki olasılıklarını açıkça kabul ediyor
- Genç kuşakların sosyal medya kaynaklı kutuplaşmasının geleneksel medya veya siyasi gündemler üzerinden yaşlılara aktarılabildiği bir mekanizma var
- Bu tür dolaylı etkiler, sosyal medyanın özünde toplumsal bir araç olması nedeniyle kaçınılmaz
- Kişisel düzeyde yapılan deneysel çalışmaların (ör. akış tasarımı değişiklikleri, sosyal medyayı devre dışı bırakma) toplum genelindeki uzun vadeli ve kolektif etkileri ortaya koyması mümkün değil
- Siyasi tutum oluşumu, aile, mevcut medya ve sosyal topluluklar gibi birçok kanaldan sürekli etkileniyor
- Özellikle seçim öncesi gibi olay odaklı dönemlerde dolaylı maruz kalma hâlâ çok güçlü biçimde işliyor
- Sonuç olarak, sosyal medyanın kolektif etkisini yorumlarken izole deneyler yerine geniş çaplı etkileşim ve yayılma yapıları dikkate alınmalı
3. “Peki ne anlama geliyor?”
- Williams tarzı argümanlar doğru olsa bile, varılabilecek sonuç ancak belirsizlik olur; bu da sosyal medyanın siyasi zararlarına karşı temkinli olunması gerektiği anlamına gelir
- Kutuplaşma, sosyal medyanın zararını saptamanın tek ölçütü değil; daha geniş ve daha ikna edici kanıtlar mevcut
- Duygusal olarak aşırı içeriklerin güçlendirilmesi ile bölgesel sosyal medya yaygınlığı ve siyasi davranışlar (protestolar, nefret suçları) arasındaki ilişki bunun başlıca örnekleri
- Yazar bunları bir araya getirerek 'elit radikalleşmesi teorisi'ni (elite radicalization theory) ortaya koyuyor
3.1. Elit radikalleşmesi teorisi
- Sosyal medyada duygusal olarak yoğun veya olumsuz içeriklerin, nötr içeriklere göre çok daha geniş ve hızlı yayılması olgusu araştırmalarla güçlü biçimde gösterilmiş durumda
- Ahlaki öfke (moral anger·disgust) ifadeleri, içeriğin yayılma gücünü keskin biçimde artırıyor
- İnsandaki olumsuzluk yanlılığı (negativity bias) ve olumsuz uyaranlara yönelik ilgi eğilimi çevrimiçi ortamda en üst düzeye çıkıyor
- Bunun sonucunda 'attention entrepreneur'lar ya da siyasi influencer'lar, popülerlik ve gelir elde etmek için büyük miktarda olumsuz içerik üretmeye yöneliyor
- Son yıllarda sosyal medyanın yarattığı siyasi influencer topluluğu (siyasetçiler, gazeteciler, ünlüler vb.) siyasi iletişim pazarında orantısız bir etki kullanıyor
- Tüm kullanıcılar içinde çok küçük bir yüksek frekanslı ve aşırı uç kullanıcı grubu (ilk %3-10), toplam siyasi söylemin büyük kısmını üretiyor ve onların görüşleri gerçek ABD nüfusundan çok daha uç bir görünüm sergiliyor
- Sonuçta sıradan insanlar, çevrelerini gerçekte olduğundan çok daha aşırı ve öfkeli bir topluluk olarak algılıyor; bu da kendi kendini doğrulayan bir kehanete dönüşüyor
- Çok sayıda araştırma, aşırı çevrimiçi ifadelere maruz kalmanın bireylerin gerçek davranışlarını da artırdığını gösteriyor; buna sonradan olumsuz yorum yazma ya da öfke ifade etme gibi örnekler dahil
- Bu durum, sosyal medyada 'outgroup' nefreti, komplo teorileri ve aşırı kimlik söylemlerinin yayılması gibi çeşitli ciddi toplumsal sorunlara bağlanıyor
- Bu teoriye göre sosyal medya, toplumun tamamını değil, görece küçük bir elit/influencer grubunu aşırılığa ve radikalleşmeye itiyor; bu grup da kışkırtıcı ve yanlı sinyalleri kitlesel ölçekte dolaşıma sokuyor
- Böylece sıradan insanları ve diğer elit kesimleri etkileyerek 'kolektif öz-anlayışın' kendisini çarpıtıyorlar
- Bunun gerçek davranışlara uygulanabilirliği de yüksek; yakın tarihli bir araştırma (Rathje et al. 2025), aşırı influencer'ları unfollow etmenin, siyasi karşıt kampa yönelik duygusal tepkiyi aylar boyunca azalttığını gösteriyor
- Yani arz tarafı (influencer'lar/siyasi içerik dağıtıcıları) takipçilerin toplumsal-psikolojik tutumlarını gerçekten değiştiriyor
- Aşırı tutumların yayılması yalnızca çevrimiçi bir 'gürültü' olarak kalmıyor, çevrimdışı siyasi davranışlar (protestolar, nefret suçları vb.) üzerinde de belirgin etki yaratıyor
- Sosyal medya kullanım oranı yüksek şehir ve ülkelerde nefret suçlarının, protestoların ve aşırı partilere desteğin arttığını gösteren çok sayıda quasi-deneysel araştırma bulunuyor
- Bu sonuçlar belirli bir ülke veya bağlamla sınırlı değil; Rusya, İtalya, Almanya, ABD gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde tutarlı biçimde gözlemleniyor
- Özellikle sosyal medya, aşırı sağ popülizm ve MAGA hareketi gibi siyasi aşırılık akımlarıyla da bağlantılı
- Ancak aynı yapı, sol radikal siyasetin yükselişini de açıklayabiliyor; çünkü olumsuz içerik üretim düzeninde hem sağ hem sol kendi seferberlik kazancını elde edebiliyor
3.2. Parti kutuplaşması ve elit radikalleşmesi
- Bu teori, sosyal medyanın mutlaka yalnızca iki kutuplu parti desteğini güçlendirdiği varsayımına dayanmaz
- Sosyal medyadaki influencer'lar çoğu zaman iki partili mantığın ötesine geçerek popülist ya da partilerüstü mesajları öne çıkarır
- Bu nedenle gerçek çevrimdışı siyasette Demokrat/Cumhuriyetçi parti sadakatinin zayıflaması veya bağımsız seçmenlerin artması gibi sonuçlar da görülebilir
- ABD'de son dönemde bağımsız seçmenlerin artması, iki partiye güvensizlik ve iç çatışmaların derinleşmesi de sosyal medyanın duygusal hararet artırıcı etkisiyle açıklanabilir
- Sonuçta sosyal medyanın zararlı etkisi, belirli partiler arası nefretin artması olan duygusal kutuplaşmadan çok, genel siyasi duyguların şiddetlenmesi (affective intensity) ve bunun toplumsal davranışları değiştirmesi olarak özetlenebilir
- Bu da siyaset mühendisliği odaklı ölçüm yöntemlerinin (politika kutuplaşması gibi) sosyal medyanın gerçek etkisini küçümseme riski taşıdığını gösteriyor
5. Sonuç
- Olumsuz ve sansasyonel içerik üretimine yönelik teşvikler ile buna eşlik eden aşırı siyasi davranışların tetiklenmesi bakımından sosyal medya, son 15 yılda başta ABD olmak üzere birçok ülkedeki siyasi ortamı ciddi biçimde dönüştürdü
- Siyasi influencer'lar gibi elit gruplar, sosyal medya aracılığıyla kamuoyu ve toplumsal algıyı dönüştürmede yenilikçi ve güçlü bir rol üstlendi
- Williams'ın söylediği gibi kutuplaşma göstergeleri keskin biçimde sıçramamış olsa bile, öfke, korku, kimlik temelli siyasi söylem ve siyasi şiddet olaylarındaki artış açıkça görülüyor
- Bu değişimlerin tümü doğrudan yalnızca sosyal medyanın nedensel etkisi olarak görülemese de MAGA hareketi (Trump) ile çeşitli ilerici ve muhafazakâr aşırı siyasetlerin yükselişiyle derin bir bağlantı taşıyor
- Gelecekte dijital medya devriminin tüm toplumsal yapı üzerindeki etkisi açık biçimde teşhis edilmezse, toplumsal riskleri olduğundan küçük görme tehlikesi büyür; bu nedenle teknolojik etkinin dengeli biçimde değerlendirilmesi gerekir
Henüz yorum yok.