Büyük Patlama’nın bir kara deliğin içinde gerçekleşmiş olabileceğini öne süren araştırma
(port.ac.uk)- Son araştırmalar, Büyük Patlama’nın (Big Bang) aslında bir kara deliğin içinde meydana gelmiş olabileceği olasılığını gündeme getiriyor
- Bu hipotez, evrenin kökenine dair mevcut standart kuramı tamamlayabilir veya değiştirebilir
- Kara deliğin içindeki tekillik ve kuantum kütleçekimi olguları temel odak noktaları arasında yer alıyor
- Gözlemsel veriler ve kuramsal fizik temelli analizlere dayanarak yeni bir perspektif sunuluyor
- Evrenin doğuşu ve ilk evrelerine dair anlayışı genişletecek ve yeni araştırma yönleri önerecek bir çerçeve ortaya konuyor
Büyük Patlama (Big Bang) ve kara deliğin içindeki köken hipotezi
Yakın zamanda yayımlanan bir araştırmaya göre, evrenin kökeni olarak bilinen Büyük Patlama’nın (Big Bang) gerçekte bir kara deliğin içinde meydana gelmiş olabileceği belirtiliyor. Mevcut standart model, Büyük Patlama’yı zaman ve uzayın mutlak başlangıç noktası olarak ele alırken, yeni teori Büyük Patlama’dan önce önemli süreçlerin zaten kara delik benzeri bir gökcisminin içinde başlamış olabileceği ihtimalini değerlendiriyor.
Mevcut standart kuramdan farkları
- Standart kozmolojide baskın görüş, tekillik (singularity) yani her şeyin sonsuz yoğunlukta tek bir noktada toplandığı yerden evrenin başladığı yönündedir
- Yeni araştırma ise bu tekilliğin bir kara deliğin içinde bulunduğunu ve kara deliğin iç koşulları ile kuantum kütleçekimi etkileri nedeniyle Büyük Patlama benzeri bir olayın ortaya çıkmış olabileceğini inceliyor
- Bu teori, Stephen Hawking gibi bazı kuramsal fizikçilerin önceki çalışmalarıyla da belirli açılardan kesişiyor
Araştırma yöntemi ve temel tartışma noktaları
- Araştırma ekibi, en güncel gözlemsel veriler ve kuramsal fizik hesaplamaları temelinde kara deliğin içindeki zamansal ve mekânsal yapıyı ayrıntılı biçimde analiz etti
- Kara deliğin içinde zaman ve uzayın özelliklerinin, alışıldık evrenden farklı işleyebileceği vurgulanıyor
- Buna bağlı olarak, evrenin ilk kez nasıl ortaya çıktığına ve genişleme sürecine dair yeni yorum olanakları sunuluyor
Anlamı ve gelecekteki araştırmalar
- Bu hipotez, evrenin doğuşu ve başlangıç koşulları hakkındaki tartışmaları önemli ölçüde etkileyebilir
- Algoritma gelişmeleri ve sayısal model çalışmaları sayesinde, kara deliğin içindeki köken hipotezinin geçerliliği daha kapsamlı biçimde sınanabilir
- Mevcut standart modeli tümüyle değiştirmekten ziyade, evrenin kökenini anlamak için tamamlayıcı bir yaklaşım sunuyor
Sonuç
Bu araştırma, kozmoloji ve kara delik çalışmaları ile kuantum kütleçekimi problemi dâhil olmak üzere birçok alanla yakından bağlantılı. Büyük Patlama etrafındaki uzun süredir devam eden sorulara yeni bir bakış açısı önerirken, gelecekte daha derin tartışmaları ve deneysel doğrulama çabalarını teşvik etmesi bekleniyor.
1 yorum
Hacker News görüşleri
Bu konuyla ilgili olarak “asıl neyin tehlikede olduğu” merak ediliyor; metindeki öngörülerin uzak gelecekte önemli bir soruna dönüşüp dönüşmeyeceği ya da yakın gelecekteki sorunlara da yardımcı olup olmayacağı öğrenilmek isteniyor. Bu, araştırmayı küçümsemek için değil, tamamen samimi bir merak.
Bu özeti yazan kişinin makalenin yazarlarından biri olması etkileyici. Aşırı basitleştirme baskısı olsa da, en azından bilimi yanlış anlama riskini ortadan kaldırması açısından avantajlı.
Okuması gerçekten çok keyifliydi. Daha fazla araştırmacının whitepaper ve blog yazısını birlikte yayımlaması güzel olurdu. Tabii her bilim insanının iyi blog yazmadığını ya da yazmak istemediğini de anlıyorum. Bir de araştırmacıların sadece bloglarının ne kadar popüler ya da viral olduğuna göre değerlendirildiği bir dünyaya dönüşmesinden endişe duyarım.
Üniversitelerin PR ekiplerinin abartılı metinler yazmasından çok daha iyi. Boş yere “dünyada ilk”, “paradigma değişimi” gibi klişe lafları tekrarlamak yerine, yazar gerçekten önemli olana odaklanıyor. Örneğin bunun deneysel olarak test edilip edilemeyeceğine ve edilebiliyorsa nasıl gözlemlenmesi gerektiğine yoğunlaşıyor.
Gerçekten çok iyi bir yazıydı. Bu kişinin sunduğu çözüm, çok basitken mevcut modellerin sorunlarını tamamen çözüyor gibi hissettiriyor. Belki de her kara deliğin içinde ayrı bir evren vardır diye düşündürüyor.
İlginç bir hikâye ama yazar haklıysa ve evren gerçekten daha büyük bir kara deliğin içinde doğduysa, o zaman üst evrenin nasıl oluştuğu sorusu da ortaya çıkıyor. Bu, belki de sonsuza kadar bilemeyeceğimiz bir mesele.
Belki de daha büyük evren ile onun içindeki evrenler aynı şekilde kendine benzer birer fraktal yapıdır. O zaman bu soru da çözülmüş olur.
Sonu gelmeyen kaplumbağalar şakası.
Bu, evrene fazla 3 boyutlu bir bakışla yaklaşmak gibi geliyor.
Kuantum mekaniğini biraz inceleyince insanı “hayal edilebilen her şey aynı anda gerçekten vardır” fikrine götürüyor gibi. Yani mümkün olan tüm evrenler ve fizik yasaları bir şekilde gerçekten var, biz sadece onlardan birinin içindeyiz. Tıpkı Dünya’nın Güneş Sistemi’nde özel bir gezegen gibi görünmesine rağmen evren ölçeğinde aslında öyle olmaması gibi.
Bu konu hakkında uzun zamandır çok fazla merakım vardı. Fizik eğitimi almadım ama kara delik kütlesinin Schwarzschild yarıçapıyla doğrusal orantılı olduğunu öğrendiğimden beri bu bana çok makul görünüyor. Kara delik büyüdükçe yoğunluğu azalıyor ve bunu evrenimizin büyük ölçeklerde neredeyse sabit yoğunlukta olduğuna dair gözlemlerle birleştirince, bir noktada süper kütleli kara deliğin azalan yoğunluğuyla tüm evrenin sabit yoğunluğunun kesişeceğini düşünmeye başlıyor insan. İş arkadaşlarımla ara sıra fizik konuşurum ama hiç net bir cevap duymadım. Ayrıca bunun ima ettikleri gerçekten heyecan verici.
Karanlık enerjinin gerçek enerjiyi açıklama biçimi biraz rahatsız edici geliyor. Genelde “her şeyi iten neden” diye anlatılıyor ama bana daha çok, karanlık enerji evrenden çıkan bir tür negatif enerji, yani toplam enerjide bir kayıp gibi görünüyor. Klasik fizikte iki cisim birbirinden uzaklaştıkça potansiyel enerji depolanır ve sonra geri alınabilir. Ama karanlık enerjide böyle değil; uzaklaştıkça daha da hızlı uzaklaşıyorlar. Yani küresel bakışla bu bir enerji kaybı yapısı gibi. Kuantum dünyasında da bu sürüyor: yüksek frekanslı fotonlar düşük frekanslı hale geliyor. Karanlık enerji, sanki evrenden geri döndürülemez biçimde kaçan enerji gibi; biraz kara deliğin içindeki buharlaşma gibi.
Gerçekte bu soruyu sorduğumda genelde aldığım cevap, karanlık enerjinin “enerji” kısmının evrenin “gerilim” biçiminde normalize edilmiş olduğu yönünde oluyor, ama bu açıklama bana pek tatmin edici gelmiyor.
Daha önce HN’de gördüğüm yaratıcı bir teori aklıma geldi. Evren neden giderek daha hızlı genişliyor sorusuna dair bir varsayımda, kütleye göre zamanın farklı hızlarda aktığı söyleniyordu. Galaksiler arasındaki boşluklarda zamanın, galaksilerin içinden daha hızlı aktığı kabul ediliyor ve kozmik ölçekte bu birikimli fark büyük olabilir. Benim gibi uzman olmayan biri için kulağa makul geliyor.
“Karanlık enerji evrenden kaçan enerji gibi geliyor, sanki kara deliğin içindeki buharlaşma gibi…” fikrine yanıt olarak, aslında kara delikler madde olay ufkuna düştüğünde büyür, buharlaştığında ise küçülür. Evrenin genişlemesi ve enerji kaybını kara delik çerçevesine benzetirsek, aslında daha fazla enerjinin içeri girdiğini söylemek gerekir.
Evrenin kütle tahminini Schwarzschild formülüne koyunca, gözlemlenebilir evrenin boyutuna şaşırtıcı derecede yakın çıktığı görülüyor.
“Karanlık enerjiyi negatif enerji gibi görmek daha mantıklı değil mi?” sorusuna, başka bir uzman olmayan biri olarak düşünüyorum: kara deliklerin teorik olarak kaybettiği enerji tespit edilemeyecek kadar az, oysa karanlık enerjinin toplam miktarı gözlemlenebilir evrendeki en büyük bileşen. Sayıların gerçekten uyuşup uyuşmadığından emin değilim.
Gözlemlerden yola çıkarak evrenimizin büyük ölçeklerde homojen yoğunluk gösterdiği söyleniyor ama aslında bu recombination (yeniden birleşme) döneminde doğruydu. Şimdiye kadarki tüm evrimi homojen kabul etmek, standart LCDM (Lambda Cold Dark Matter) modelinin varsayımı ama bence bunun da deneysel desteği tam anlamıyla yeterli değil. Bkz. Cosmic web, Inhomogeneous cosmology
“Karanlık enerji negatif enerji gibi” fikrine sezgisel olarak katılıyorum. Einstein denklemlerinde lambda terimini enerji-momentum tensörü tarafına taşırsanız gerçekten negatif bir rol oynuyor ve gözlemler de lambdanın pozitif olduğunu gösteriyor gibi.
Klasik bir sistemde iki nesne uzaklaştıkça depolanan potansiyel enerji sonradan geri alınabilir ama karanlık enerjide durum böyle değil (uzaklaştıkça ivmelenme var). Yani küresel ölçekte bu bir enerji kaybı gibi görülebilir.
Genel görelilikte enerji korunumu tüm evren için küresel olarak geçerli değildir Conservation of energy; yalnızca yerel olarak geçerlidir. Hatta uzay-zamanın enerjisini katı biçimde tanımlamak bile zordur Stress–energy tensor, Mass in general relativity
Karanlık enerji (kozmolojik sabit) adı üstünde sabittir; uzay genişlerken enerji kaybı olsa bile bunun yerçekimi sabitini değiştirmesi gerekmez. Bkz. arxiv makalesi
Bu makalenin merkezindeki “fermiyon sıçraması” fikrine bakınca, bildiğimiz kütle ve enerji ölçekleriyle karşılaştırıldığında sonuçta inanılmaz büyük bir kara delik ortaya çıkıyor. Eğer böyle büyük bir kara delik gerçekten var olduysa, onun nasıl bir ortamda bulunduğu da ayrıca merak uyandırıyor. İçeride pozitif eğrilik yüzünden ileri geri hapsolmuş olsa bile...
Yine de kara delik-evren teorisiyle ilgili tartışmalar oldukça eski. Bunu devrimci ya da radikal bir alternatif olarak görmek zor; olay ufku kavramını anlayınca doğal olarak akla gelebilecek bir fikir. Bu makaledeki yenilik daha çok “analitik çözüm” sunmuş olması.
Sert bilim kurgu olarak Gregory Benford’un 1999 tarihli "Cosm" kitabını öneririm. Laboratuvarda bowling topu büyüklüğünde küçük bir evren yaratılıyor ve bilim insanı hükümet ajanlarından kaçarak bu evreni korumaya çalışıyor. Bu evrende zaman da boyut gibi göreli olduğu için uzun süre beklemek gerekmemesi ilginç tarafı.
Hemen okuma listeme ekledim. HN’de sık sık bilim kurgu önerileri görmek gerçekten hoşuma gidiyor, ama iyi kitaplar o kadar çok ki okunacaklar listesi büyüyor da büyüyor; insan ömrü yetmeyecek gibi.
Bu kurgu bana "Horton Hears a Who"yu hatırlatıyor.
Benzer bir klasik olarak Theodore Sturgeon’ın "Microcosmic God" (1941) eseri anılıyor.
Star Trek DS9’da buna benzer bir bölüm vardı diye hatırlıyorum.
Rick and Morty 2. sezon 6. bölüm "The Ricks Must be Crazy" de aklıma geldi; Rick, uzay gemisinin bataryası olarak kullanmak için bütün bir microverse yaratıyordu, sonra oradaki bir bilim insanı da bir miniverse yapıyordu.
Bir yerde bizim 3D evrenimizin 4D bir kara deliğin içinde olduğu varsayımını okumuştum. Olay ufku aşıldığında yarıçap koordinatının zaman gibi davranmaya başlamasıyla bir uzaysal serbestlik derecesi kayboluyor deniyordu. Buna karşılık açısal yönlerde hareket hâlâ mümkün olduğu için N-1 boyutlu bir evren oluşuyor; yani 3D evren 4D kara deliğe düşen maddeden, 3D kara delik 2D Flatland’den, dışarıdaki 4D evren de 5D kara delikten... gibi bir hayal.
4 boyutta curl operator çalışmaz diye bir itiraz.
“Olay ufkunun ötesinde yarıçap koordinatı zaman gibi oluyor, yani bir uzaysal boyut kayboluyor” sözüne karşılık, zaman koordinatının da aynı anda uzaysal hale geldiği, dolayısıyla yine 3 serbestlik derecesi kaldığı söyleniyor. Boyutlar öylece yok olmuyor; uzay-zamanın 4D Lorentz manifoldu olduğu fiziksel varsayımı geçerli. Ayrıca kara delik tekilliği bir bakıma gelecekte yer alır; gerçekten parçacıkla dokunabileceğiniz bir “yer” değildir.
Sonra da “belki bizim evrenimizdeki tanıdık fizik sabitleri, daha yüksek boyutlarda ip gibi uzatılmış (spaghetified) kalıntılardır” diye düşünme oyunu başlıyor. Bir zamanlar ışık hızı c’nin böyle spaghetified bir sabit olabileceğini düşünmüştüm. Belki bütün sabitler üst evrenden kalan izlerdir diye şaka yapılabilir.
1 boyutlu bir kara deliğin içinde ne olur acaba diye merak ediliyor.
“Büyük Patlama, evrenin patlayıcı biçimde doğduğu bir tekillikti” anlatısına dair, medyada bu sık geçse de bunun aslında güncel standart teori olmadığı söyleniyor. “Büyük Patlama’dan önce uzay-zaman yoktu” tarzı senaryo daha çok Stephen Hawking’in kişisel görüşüne yakın.
Daha doğru ifade şu: mevcut teorilerimiz “Büyük Patlama”dan öncesini açıklayacak bir yönteme sahip değil. Kuantum kütleçekiminin gerektiği noktaya gelindiğinde matematiğimiz tamamen çöküyor. Bu yüzden Büyük Patlama öncesi durum hakkında hiçbir şey iddia edemiyoruz. Yani Büyük Patlama’dan önce uzay-zaman olmadığı fikri de sonuçta sadece spekülasyon. Medya bu tür çıkarımları durmadan “bilim haberi” gibi sunuyor ama özünde bilimin bu konuda resmî bir pozisyonu hiç olmadı; söylenen her şey spekülasyon. Medya bunu sık sık bilimin sonucuymuş gibi yanlış aktarıyor.
Birçok insanın, bilinçli ya da bilinçsiz, “Büyük Patlama’dan önce diye bir şey yok” ifadesinin standart modelin (Lambda-CDM) özünde ne anlama geldiğini tam kavrayamadığı hissi var. t=0’dan önce zaman kavramının kendisi yok.
Mevcut standart teorinin tam olarak ne olduğu soruluyor.
Sonunda bir gün evrenimizin tek döngüden ibaret olmadığının, yani ne tek evren ne de tek çevrim olduğumuzun ortaya çıkacağını düşünüyorum. Tarihsel olarak Dünya’nın evrenin merkezi olduğu düşüncesinden Güneş Sistemi merkezliliğine ve şimdi de kendi evrenimizin evrenler arasında pek de özel olmayabileceği fikrine geldik gibi.
“Kendiliğinden oluştu” fikrini kabullenmekte zorlanıyorsanız, Tanrı’ya inanmak da çok farklı sayılmaz diye yapılan bir şaka.
Makaledeki “Penrose teoremine göre kuantum dışarlama ilkesi (iki fermiyonun aynı durumu paylaşamaması) maddenin sonsuza dek sıkışmasını engeller, bu yüzden çöküş durur ve sıçrama olur” açıklamasına karşılık, o hâlde nötron yıldızları bu ilkeye uyduğu halde neden kara deliğe çöküyor diye soruluyor.
Belki de kara delik, yalnızca yerel kuantum özelliklerinin değil, uzay-zamanın makroskopik biçimde çarpılmasının sonucu olduğu içindir diye tahmin ediliyor.
Nötron yıldızının kara deliğe çökmesinin nedenlerinden biri, elektronların zorla protonlarla birleşip nötron ve nötrino oluşturduğu “elektron yakalama” olayı. Basınç yeterince yüksek olursa çeşitli aşamalarda dejenerasyon maddesi durumlarından geçiliyor ve teorik olarak son dejenerasyon aşamasında Schwarzschild yarıçapından daha küçük cisimler de mümkün olabilir. Ama bu madde halleri gözlemlenmediği için belirsizlik yüksek. Schwarzschild yarıçapının içinde ne olduğu konusunda kimsenin bilgisi yok. Çeşitli fikirler var ama kesin bir açıklama yok; kara delik tekilliği yakınındaki kuantum fiziği hâlâ bilinmiyor.
Kütle yeterince büyükse yerçekimi o kadar güçlü olur ki, tüm fermiyonlar farklı durumlarda bulunsa bile çöküş devam eder diye yanıt veriliyor.
“Kara delik evren teorisi, tüm evrenimizin üst bir evrendeki kara deliğin içinde oluştuğunu söyler” açıklamasına karşılık, peki bizim evrenimizdeki kara deliklerin içinde de başka evrenler mi var diye soruluyor. Sırf düşüncesi bile sarsıcı geliyor.
Bu fikir aslında daha önce de vardı. Yalnız, kara deliğin içindeki evreni “içeriyor” diye anlatmak tam doğru olmayabilir. Bkz. White hole Big Bang/Supermassive White Hole belgesine bakın
Men In Black filminin aslında belgesel olup olmadığına dair bir şaka.