- Christophe Nuyens, “Andor” 2. sezonunun görüntü yönetmeni olarak filmden dijitale geçiş ve yeni çekim tekniklerinin uygulanmasına dair deneyimlerini paylaşıyor
- Hem analog film hem de dijital ekipman ile çalışmış biri olarak, LED gibi modern teknolojilerin yaratıcılığa büyük katkı sağladığını belirtiyor
- TV ile sinema arasındaki sınırlar ortadan kalkarken, bölümlü yapımların da yüksek görsel kalite talep edilen bir noktaya geldiğini vurguluyor
- Dijital teknolojideki gelişmelerle birlikte VFX ve sanat ekipleriyle iş birliğini, ayrıca setteki fiziksel dekorlarla dijital genişletmenin nasıl birleştirildiğini öne çıkarıyor
- Farklı ülkelerde çekim yapma deneyimi sayesinde, her projede renk, ışık ve atmosfer yaratımı için farklılaştırılmış yaklaşımlar benimsediğini anlatıyor
Christophe Nuyens'e giriş ve görüntü yönetmenliğine başlangıcı
- Christophe Nuyens aslında elektrik teknisyeni olarak başladı; ancak sinema okuluna girdikten sonra görüntü (ışık ve kamera) alanına ilgi duyarak görüntü yönetmenliği yolunu seçti
- Teknik alan kadar sanatsal sezginin de eğitim ve deneyimle geliştirilebileceğini vurguluyor ve kendi yaratıcılığını sürekli geliştirdiğini söylüyor
- Sanatta “evrensel bir ölçüt” olmadığını, tüm sanatın öznel olduğunu ve kişisel zevke göre farklı algılandığını ifade ediyor
Filmden dijitale geçiş deneyimi
- Sinema okulunda okurken 16mm filmle (Bolex, Arriflex SR2) çalıştı; o dönemde dijital kurgu ortamı oldukça yetersizdi
- Mezun olduktan sonra da film ve dijitali birlikte kullanarak, analog ve dijitalin farklı ışıklandırma yöntemlerini doğrudan deneyimledi
- Dijital devrim, düşük bütçeli projelerde doğal gece sahneleri gibi yeni çekim imkanları açtı; bu da onun uluslararası alana açılmasına katkı sağladı
Modern çekim teknolojileri ve setteki değişimler
- Ekipman, sensör ve ışık kaynaklarındaki gelişmeleri aktif biçimde takip edip test etmenin işin en ilgi çekici yanlarından biri olduğunu söylüyor
- Son dönemdeki en büyük değişimin LED ışıkların (özellikle RGBW) yaygınlaşması olduğunu belirtiyor. LED'ler; renk, parlaklık ve konumun gerçek zamanlı kontrolü sayesinde sahnelerin çok daha hassas biçimde kurulmasını sağlıyor
- Geçmişte jel filtreler, tungsten ve HMI kullanılan dönemlerle kıyaslandığında, LED'lerin sağladığı esneklik ve verimlilik artışından en çok memnun olduğunu dile getiriyor
- Tüm ekipmanın kablosuz hale gelmesiyle birlikte, zaman zaman setteki teknolojik yoğunluğun da sorun olabildiğini ekliyor
Sinema/TV sınırlarının değişimi ve “Andor”a katılma süreci
- Yıllar boyunca TV bölümleri üzerinde çalışırken, TV ile sinema arasındaki teknik ve sanatsal farkın giderek azaldığını bizzat gördüğünü; bugün ise TV'nin de sinema kadar yüksek kalite beklentisiyle üretildiğini söylüyor
- “Andor”a katılımı, geçmişte “Riviera”da birlikte çalıştığı yapımcı David Meanti ile olan bağlantısı sayesinde gerçekleşti
“Andor”un görsel stratejisi ve çekim teknikleri
- “Rogue One” ile görsel bağ kurmak için full-frame anamorfik lensler ve büyük sensörler kullanarak daha sinematik bir etki yaratmaya çalıştı
- Mümkün olduğunca doğal ışığı koruyan bir lighting yaklaşımı benimsedi
- Ön prodüksiyon aşamasında yönetmen Ariel Kleiman ile defalarca senaryo ve fikir görüşmeleri yapıldı, moodboard'lar hazırlandı, 3D previs çalışmaları yürütüldü ve bu hazırlıklara ciddi zaman ayrıldı
- Yeşil ekran kullanımının sınırlarını (sis/parlama kısıtları, doğallığın azalması) kabul ederek, gerektiğinde LED wall veya doğrudan boyanmış arka planlar kullandı (ör. düğün ve Krennic'in konuşma sahneleri) ve daha doğal sonuçlar hedefledi
VFX ve sanat ekipleriyle iş birliği, setlerin kurulumu
- VFX, prodüksiyon tasarımı, sanat ve kamera ekipleri aynı ofiste yakın iş birliği içinde çalıştı
- Tüm VFX çekimlerinde gerçek ışık hissinin eşleştirilmesi, set genişletme ve previs gibi süreçlerle fiziksel ve sanal mekanların sorunsuz birleşimi sağlandı
- Setlerin büyük bölümü Pinewood ve Longcross stüdyolarında doğrudan inşa edildi; Barcelona gibi dış mekan çekim yerleri de aktif biçimde kullanıldı
Setteki örnekler ve görsel farklılaştırma denemeleri
- Ana setlerden bazıları (ör. Ghorman meydanı) birinci kata kadar fiziksel olarak inşa edildi; bunun üstü dijital genişletme ile tamamlandı
- Bix'in dairesi gibi mekanlarda LED wall ile dış manzara gerçek zamanlı olarak üretildi ve yeni çekim imkanları elde edildi
- Her bölüm yayı için tamamen farklı renk paletleri, mevsimler ve atmosferler denendi (ör. kışın soğuk mavileri, yazın sıcaklığı, Yavin'in klasik hissi)
- Bazı mekanlarda ise tutarlı ışık ve renk değerleri uygulanarak istenen dramatik etki sağlandı
Setteki zorluklar ve tatmin duygusu
- En zorlu deneyimlerden biri Mina-Rau'nun tahıl tarlası sahnelerinin çekimiydi. Oyuncu grevi gibi değişkenler içinde doğal ışık ile yapay ışığın eşleştirilmesinde ayrıntılı analiz ve LED kullanımı büyük yardımcı oldu
- Aklında en çok kalan sahneler Yavin çekimleri ve Ghorman'daki gece süren yağma sekansıydı. Dondurucu soğuk ve yağmur altında büyük setlerin ışıklandırılması yorucuydu, ancak sonuçtan büyük memnuniyet duyduğunu söylüyor
İş bittikten sonraki hisleri ve Covid-19 dönemi
- Nihai yayından önce kurguyu defalarca izlerken eksikler ve öz eleştiri arasında gidip geldiğini anlatıyor. Ancak yayın sonrası biraz zaman geçince işi nihayet daha nesnel biçimde izleyebilmenin keyfini yaşadığını söylüyor
-
- sezon çekimleri sırasında Covid-19 kısıtlamaları hâlâ sertti; bu da iletişimi ve genel atmosferi zorlaştırdı. Kısıtlamalar kalktıktan sonra ekip içi etkileşimin çok daha canlı hale geldiğini ve set ortamının ısındığını belirtiyor
Hayat tavsiyesi ve kişisel motivasyon
- Gençlik dönemindeki kendisine vereceği öğüt: “Sabırlı ol.”
- Çekim setlerindeki uzun saatler, yoğun emek ve aileden uzak kalmak zor olsa da; sürekli öğrenme, yeni insanlarla tanışma ve farklı kültürlerle etkileşim ona mutluluk ve motivasyon veriyor
- Farklı ülkelerin çalışma biçimlerini (ör. Fransa'nın sanatsal tartışmaları, Birleşik Krallık'ın verimlilik odaklı yaklaşımı) deneyimlemekten keyif aldığını; özellikle Fransız mutfağına ayrı bir sevgisi olduğunu söylüyor
Kapanış
- Christophe Nuyens ile yapılan bu röportaj, sinematografinin sanat ve zanaat olarak doğasına, setteki teknolojik yeniliklere, ekipler arası iş birliğine ve küresel prodüksiyon ortamındaki değişime dair geniş bir içgörü sunuyor
1 yorum
Hacker News yorumu
Bir film çekim ekibinin ölçeği iki pizzalık bir takımdan büyükken iş birliğinin nasıl mümkün olduğunu anlayamadığı yönünde bir soru ortaya atılıyor; biri bir şeyi değiştirmek istediğinde her seferinde Product Owner’a ticket gönderip mevcut sprint bitene kadar beklemek gerekmiyor mu diye merak ediliyor, yapımcının Business Owner olarak yalnızca user story’lerle ilgilenmesi gerekirken ayrıntılı talimatlar vermesi de garip bulunuyor; buna karşılık gerçekte herkesin uzmanlığını ortaya koyarak ortak bir hedefe doğru serbestçe çalıştığı modele olumlu bakılıyor, IT’nin imalattan çok şey öğrendiği ama sanatsal üretim biçimlerinden de daha fazlasını öğrenmesi gerektiği umuluyor; ikisinin de nihai çıktı için tasarımı rafine etme işi olduğu benzerliği vurgulanıyor
Bana göre burada planlama ile uygulama karıştırılıyor; gerçek ticket’lar, sprint’ler ve benzeri birçok süreç pre-production aşamasında gerçekleşiyor ve pre-production’a muazzam zaman ve emek harcanıyor. Çeşitli action item’lar (ticket’lar), iterasyonlar (sprint’ler), bütçe ve ekip yapısı gibi unsurlar sürekli ayarlanıyor. Yapımcı ile yönetmenin sorumluluklarının çok farklı olduğu özellikle vurgulanıyor. Çekim setinde yönetmenin kararı mutlaktır ve tartışmasız uygulanması gereken, neredeyse tek yönlü bir yapı vardır. Herkese verilen inisiyatif ancak ön hazırlık çok sağlam yapıldığında mümkündür. Film yapımının, yazılım geliştirmeye kıyasla bireye daha fazla özerklik tanıyan ya da daha çok güvenen bir sistem olmadığı özellikle belirtiliyor
En büyük farkın takvim ve ölçek olduğu söyleniyor; yazılımın milyonlarca kişi tarafından uzun süre kullanılması gerektiği için kararlılık önemliyken, film çekimi daha çok sahneyi hemen çekip sonucu hızlıca çıkarma yönünde, dağınık bir saha atmosferine yakın. Çekim sırasında zaman baskısıyla geçici çözümler ve son dakika toparlamalar çok sık yaşanıyor, çoğu zaman post-prodüksiyon düzeltmelerine güveniliyor. Oyun geliştirme ise bu ikisinin ortasında bir yerde duruyor
Bu tür ekip çalışmasının iyi kurulamadığı durumlarda gerçekten korkunç filmler çıktığı da belirtiliyor. Dünya çoğu zaman iyi yönetilmiyor ve yetenekli insanlar her zaman organizasyonun üst kademelerine yükselmiyor
Çekim sahasının perde arkasında son derece titiz bir planlama yapıldığı ve herkesin takvime uymak için uğraştığı, ayrıntılar için production board Wikipedia sayfasına bakılmasının önerildiği söyleniyor
Film seti, herkesin kendi gururu ve yerinin net olduğu bir ortam; tüm ekip birbirine dayanıyor ve gereksiz tek bir kişi bile yok. Ekip çalışması ofisten çok orduya daha yakın hissettiriyor
Andor’un çekimi, kurgusu, senaryosu ve genel atmosferi şimdiye kadar izlediği Star Wars filmlerinden çok daha üstün bulunuyor. Orijinal filmlerden sonra Star Wars markasının bir süre yalnızca para kazanma aracı gibi hissettirdiği, ama Andor’un bambaşka bir etki yarattığı söyleniyor. Bu ekibin yaptığı bir yapım olacaksa prequel, sequel ya da spin-off fark etmeksizin mutlaka izleneceği ifade ediliyor
Hapishane bölümlerinin tek başına bir film kadar iyi olduğu, Andor’u izledikten sonra diğer Star Wars dizi ve filmlerinin fazlasıyla gülünç görünmeye başladığı söyleniyor. Bir sonraki sezonun mümkün olmaması ise büyük üzüntü yaratıyor
Andor’dan gerçekten çok memnun olunduğu, ancak Gilroy’un Star Wars’a daha fazla dahil olma ihtimalinin yüksek görünmediği; ayrıca 2. sezon bütçesinin $290M olduğu ve Disney yönetiminin denetimi nedeniyle bütçe sınırlandığı bilgisi için ilgili bağlantı paylaşılıyor
Orijinal üçlemeden ne kadar uzaklaşılırsa, Star Wars serisinin o kadar iyi hale geliyor gibi göründüğü söyleniyor
Skeleton Crew tavsiye ediliyor; daha genç bir kitleyi hedeflese de çocuğu ya da yeğeni olanlar için keyifli bir yapım olduğu, Andor’daki ağır hava yerine uzayda geçen bir hazine avı/macera hissi verdiği belirtiliyor. Mandalorian sezon 2’den sonraki seriler izlenmemiş olsa da arkadaşların da benzer düşündüğü, güncel Star Wars yapımları içinde Andor ve Skeleton Crew’nun farklı biçimlerde öne çıktığı söyleniyor
Artık “Star Wars” adının tek başına hikâye yönü, kalite ya da tür konusunda bir beklenti yaratmadığına alışıldığı; bu yüzden artık projeyi yapan ekibe bakarak kalite tahmini yapıldığı söyleniyor. Donald Glover’ın üstlendiği Lando filmi umut verse de onun dışında heyecan yaratan pek Star Wars projesi olmadığı ifade ediliyor
Bu röportaj etrafında Andor’un yapım süreci konuşuluyor; Nuyens’in birçok teknik ve aracı birlikte kullandığını sık sık anlattığı belirtiliyor. “Bugünlerde her şeyi CGI yapıyor” ya da “CGI sahte duruyor, pratik efekt daha iyi” türü ikiliklerin aksine gerçekte farklı yaklaşımların harmanlandığı söyleniyor. Gerçek setler kurup CGI ile desteklemek, green screen, yağlı boya arka planlar, LED ekranlar gibi yöntemleri duruma göre kullanmak ve farklı ekipler arasında sıkı iş birliği kurmak gerektiği; tüm bunların zanaatkârca, elde ayarlanmış bir üretim hissi verdiği aktarılıyor. Yine de bu kadar zaman ve para harcayan yaklaşımın “maliyet/verim” açısından sürdürülebilir olup olmadığı konusunda kaygı dile getiriliyor. Son dönemde film setlerinde kablosuz ekipmanın yaygınlaşması da ilginç bir değişim olarak görülüyor
Çeşitli röportajlarda, karakterlerin gerçekten dokunabileceği çalışır durumdaki aksesuarların setin her yerine yerleştirildiğinden söz edilmesi etkileyici bulunmuş. Arka plandaki oyuncuların da atmosferi hissedebilmesi için özen gösterildiği, birçok aksesuarın ekranda hiç görünmese bile dolapların ya da kutuların içinde bulunduğu belirtiliyor
Andor’un setlerinin gerçekten ezici derecede etkileyici olduğu, önemli bir kısmının fiilen inşa edilmiş fiziksel setlerden oluştuğu ve bu yüzden çok pahalıya mal olmuş olması gerektiği söyleniyor. Belki bu kadar ileri gitmek şart değildi ama bu tercihten dolayı minnet duyulduğu ifade ediliyor
Lensler ve optik hakkında hiçbir şey bilinmese de, görüntünün kenarlarındaki alışılmadık bulanıklığın ilginç göründüğü ve bunun bilinçli bir stil tercihi olup olmadığının merak edildiği söyleniyor
Büyük fiziksel setler ile CGI birleşiminin korsan filmi olan Pirates of the Caribbean üçlemesinin de ayırt edici yönlerinden biri olduğu, bu serinin bugün bile en iyi filmler arasında sayıldığı vurgulanıyor. Görsel açıdan da modern UE tabanlı içeriklerden çok daha etkileyici bulunduğu belirtiliyor
Andor’da en şaşırtıcı bulunan şeylerden biri, stormtrooper’ların gerçekten ürkütücü elit birlikler gibi gösterilmesi. Önceki Star Wars yapımlarında daha çok cosplay yapan bir topluluğa benzeyen bu karakterlerin bir üst seviyeye taşındığı düşünülüyor
Eski filmlerde kahramanların hep şans eseri kurtulduğu ve düşmanların düzgün nişan bile alamayan beceriksiz tipler gibi gösterildiği, Andor’da ise İmparatorluk’un gerçekten zeki, hesaplı, tehditkâr ve korkutucu bir yapı olarak resmedildiği söyleniyor. Bu yoğun atmosfer içinde izleyince İmparatorluk neredeyse ürpertici hale geliyor. Daha eğlenceli işler tercih eden biri açısından bu kadar karanlık ve ağır ton yorucu olabileceğinden, Andor ne kadar etkileyici olsa da muhtemelen sadece bir kez izleneceği belirtiliyor
Güvenlik droid’lerinin de korkutucu olduğu, hesap yapan bakışları, iri maymunu andıran duruşları ve insanı kolayca yaralayabilecek güçleriyle önceki filmlerdeki komik battle droid’lerden tamamen farklı bir tehdit oluşturdukları söyleniyor
Deathtrooper adlı stormtrooper özel birliğinin görünmesinin etkileyici olduğu belirtiliyor
Andor’un görüntü yönetimi güzel bulunsa da, son dönemdeki birçok dizide olduğu gibi ekranın fazla karanlık olduğu eleştiriliyor. Bunun sinema gösterimi için değil, streaming için yapıldığını yönetmenlerin akılda tutması ve uygun parlaklık seviyelerine dikkat etmesi gerektiği; sıradan bir ev ortamında, aydınlık koşullarda da görüntünün seçilebilir olup olmadığını kontrol etmeleri gerektiği ve hatta bir tür “normal edition” parlaklık sürümünün sunulmasının iyi olacağı söyleniyor
Buna karşılık bir başkası, Andor’un son dönem dizilere göre tam tersine o kadar da karanlık olmadığı için ferahlatıcı geldiğini; karanlık sahneler olsa da genel olarak aşırı karanlık görünmediğini söylüyor
Kendi deneyiminde düzgün bir OLED TV’de izlerken renklerin griye yakın durduğu, kontrast ve rengin yetersiz kaldığı için genel mizansenin sıradan göründüğü anlatılıyor. Yönetmenin amaçladığı sinema kalitesini beklediğini ama renk düzenlemesinin streaming’in düşük kalite sınırlarına göre yapılmış gibi hissettirdiğini söylüyor. Yazıdaki set fotoğraflarıyla dizideki görüntüler kıyaslandığında gerçeğin çok daha iyi göründüğü, sanki “Google Pixel telefonla çekilmiş” gibi yumuşak bir görünüm verdiği ve siyah-beyaz tonlamasının HBO tarzı görüntünün tam tersine gittiği ifade ediliyor
TV’de dynamic tone mapping açılması ya da kontrast ayarıyla oynanması öneriliyor; bunun açık tutulmasının aslında dynamic range’i korumaya daha çok yardımcı olabileceği düşünülüyor. Sözde “roundness war”a teslim olmamak gerektiği de ekleniyor
OLED TV’de izleme deneyiminin boğucu olabildiğine güçlü biçimde katılınıyor; nasıl müzisyenler parçalarını araba ses sisteminde de dinliyorsa, yönetmenlerin de işi ev ortamında gerçekten kontrol etmesi gerektiği söyleniyor
HDR destekli ekran olmasa bile HDR ayarının yanlış yapılmış olabileceği, sorunun video oynatıcının sınırlamalarından da kaynaklanabileceği belirtiliyor. MKV gibi kaynağa bağlı olarak HDR sürümü ve tone mapping ayarlarının önemli olduğu, Disney Plus üzerinden izlendiğinde düzgün göründüğü söyleniyor
Andor henüz izlenmemiş olsa da, bilim kurguya az da olsa açık olan herkes için kesinlikle görülmeye değer olduğu söyleniyor; senaryo, oyunculuk ve görüntü yönetimi açısından son yılların en iyi TV dizilerinden biri olabileceği düşünülüyor
Eğer Andor bu markanın fiilî başlangıcı olsaydı ve oradan Rogue One ile yeni bir üçleme çıksaydı, Star Wars’un yalnızca klasik bir başyapıt değil gerçek bir şaheser olarak da görülebileceği söyleniyor. Orijinal üçleme zaten iyi ama Andor tarzı ve oyunculuğuyla birleşseydi çok daha büyük bir yapım olabilirdi deniyor
Star Wars’un gerçekten bilim kurgu sayılıp sayılamayacağı sorgulanıyor; Jurassic Park nasıl biyoloji belgeseli değilse, Star Wars’u da tam anlamıyla science fiction diye adlandırmanın zor olduğu söyleniyor
Buradaki SF çekiciliğinin aslında “bilim kurgu arka planı” anlamına geldiği, türün kendisinin değil; Andor’un özünde SF’den çok bir politik gerilim olduğu ifade ediliyor
Müziklerin de çok başarılı olduğu, her açılışta temanın varyasyonlu kullanılışının etkileyici bulunduğu söyleniyor
Andor’un biraz fazla övüldüğünü düşünenler de var; yapımın genel olarak kaliteli ve özellikle İmparatorluk içinin gösterimi bakımından güçlü olduğu, ama orijinal filmlerden daha iyi olduğunun söylenemeyeceği ifade ediliyor. Dönemin teknik sınırları ve bağlamı da hesaba katılmalı; orijinallerde daha akılda kalıcı unsurlar, daha büyük kötü karakterler ve daha güçlü müzikler olduğu düşünülüyor. Her şeyden önce Andor’un etkisinin, orijinal filmler zaten var olduğu için güç kazandığı; arka plan bilgisi olmadan hikâyenin etkisinin azalabileceği söyleniyor
Andor’un kesinlikle iyi bir dizi olduğu, ancak tükenmiş bir franchise’ın parçası olduğu için olduğundan daha yüksek değerlendirildiği görüşü dile getiriliyor
Nostalji ve tarihsel önemi açısından orijinal üçlemenin büyük olduğu, ama bugün tekrar bakıldığında Andor’un neredeyse her açıdan daha yüksek bir işçilik sunduğu da söyleniyor
Bir başkası ise Andor’un nesinin iyi olduğunu hiç anlamadığını, yalnızca hapishaneden kaçış bölümlerini beğendiğini; ormandaki çocuklar geri dönüşü ve cenazedeki müzikli sahnenin ise fazla gülünç geldiğini söylüyor
Andor ve Rogue One’ın franchise’ın en iyi işleri olduğu, derinlikleri, tamamlanmışlık hissi ve orijinal filmlerle bağlantılarıyla 50’li yaşlardaki hayranları bile tatmin edecek düzeyde bulunduğu söyleniyor. Aynı ekibin İmparatorluk’un çöküşüne kadar ilerleyen yapımlar üretmeye devam etmesi isteniyor; orijinal üçleme dönemine kadar 3 sezon daha gidilse “İmparatorluğun yükselişi ve düşüşü”nün çok daha derin işlenebileceği düşünülüyor. Skywalker ve Jedi unsurlarının yalnızca arka planda kaldığı; o dönemdeki Alderaan’ı ya da Death Star inşaat sahalarını anlatan spin-off’lar da ilgi çekici bulunuyor
Andor’un, orijinallerden sonra gelen tüm Star Wars yapımlarını geçersiz kılıyormuş gibi hissettirdiği de söyleniyor; gerçekçi faşizm tasviri üzerine kurulu sahici bir tehdit ve ikna edici bir isyan duygusu yarattığı, lightsaber’lar ya da Jedi “büyüsü” gibi mistik unsurlar olmadan da özündeki Star Wars hissini güçlü biçimde taşıdığı belirtiliyor
Buna karşılık, lightsaber’larda ne sorun olduğu soruluyor; özel efekt ve silah olarak işlevleri hatırlatılırken, The Force’un kişisel zevke göre fazla fantastik ve zayıf bir sihir gibi göründüğü söyleniyor
Andor’da da küçük çapta Jedi/Force anları olduğu, ancak “güç” kullanıcılarının sıradan insanların karşısına çıktığında yarattığı yabancılık hissinin son derece gerçekçi biçimde işlendiği övülüyor
Çoğu kişinin dizinin kendisine odaklandığı ve makaleye yeterince değinmediği de söyleniyor. Diziyi izlememiş biri için yazıyı takip etmenin zor olduğu, görsellerle metin arasında bağ kurulamadığı ve bunun can sıkıcı olduğu belirtiliyor. Tüm görsellerde aynı biçimsel “Cinematography of “Andor” by Christophe Nuyens” etiketinin bulunması ve setler, lensler gibi ayrıntıları anlatan röportajla ilgisiz biçimde sadece yer dolduruyor gibi görünmesi nedeniyle bir noktada okumayı bıraktığı söyleniyor
Fotoğrafların muhtemelen Disney’in sağladığı tanıtım görselleri olduğu ve sadece kare görüntü olarak bile çok kaliteli durdukları, bu yüzden yazının genel olarak takdiri hak ettiği söyleniyor
Bir başkası da görsellerin metinle çok ilişkili olmadığını ve sadece “text wall” hissini azaltmak için eklenmiş gibi göründüğünü düşündüğünü, ama buna takılmadan okumanın özel olarak zor olmadığını söylüyor. Arka plan bilgisi yoksa hangi görsel konulursa konulsun bağlam kurmanın zaten zor olduğu, bu içerik için daha iyi bir biçimlendirme seçeneği de görünmediği için makale formatının yeterince makul olduğu ifade ediliyor