- Japonya’nın topladığı Ryugu asteroid örneklerinde, DNA ve RNA’yı oluşturan tüm temel moleküller tespit edildi
- Analiz sonuçları, nükleik asitlerin başlıca bileşenleri olan bazlar, şeker ve fosfatın tamamının mevcut olduğunu doğruladı
- Bu durum, yaşamın oluşumu için gerekli organik moleküllerin uzay kökenli olabileceği görüşünü destekleyen bir kanıt olarak değerlendiriliyor
- Örnekler, Dünya kaynaklı kirlenmeyi önlemek için mühürlü durumda korunup analiz edildi ve hassas kimyasal doğrulama gerçekleştirildi
- Bu keşif, yaşamın kökenine ilişkin kimyasal malzemelerin Güneş Sistemi’nin oluşumunun ilk dönemlerinden beri var olduğunu gösteren önemli bir kanıt olarak kabul ediliyor
Ryugu asteroid örneklerinin analiz sonuçları
- Ryugu’dan geri getirilen örneklerde DNA ve RNA’nın tüm bileşenleri tespit edildi
- Bazlar (adenin, guanin, sitozin, timin, urasil), şeker ve fosfat buna dahil
- Analiz, Dünya ortamından kaynaklı kirlenmeyi önlemek için kapalı laboratuvar koşullarında yürütüldü
- Bu moleküller, canlıların genetik bilgisinin depolanması ve kopyalanması için vazgeçilmez bileşikler olup, kökenlerinin uzay olabileceğine işaret ediyor
Bilimsel anlamı
- Bu sonuç, yaşam için gerekli organik bileşiklerin Güneş Sistemi’nin erken oluşum döneminden beri mevcut olduğunu gösteriyor
- Bu da, yaşamın kökenine ilişkin kimyasal malzemelerin Dünya dışından taşınmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor
- Ryugu örneklerinin analizi, gelecekte gezegen oluşumu ve yaşamın kökeni araştırmalarında önemli bir kaynak olarak kullanılacak
Gelecekteki araştırma yönü
- Bilim insanları, Ryugu’nun yanı sıra diğer asteroid örneklerini de karşılaştırmalı olarak analiz ederek organik moleküllerin dağılımı ve çeşitliliğini incelemeyi planlıyor
- Ek araştırmalarla uzaydaki organik bileşiklerin oluşum yolları ve evrim süreçleri aydınlatılacak
1 yorum
Hacker News yorumları
Uzman değilim ama yaşamın kökeninin göktaşı çarpmaları olduğu teorisi bana biraz tuhaf geliyor
Dünya zaten tamamen volkanlar ve okyanuslarla doluydu; temel elementler kendi başlarına oluşmuş olamaz mıydı diye düşünüyorum
Sonuçta asıl önemli kısım, kendi kendini kopyalama mekanizmasının nasıl ortaya çıktığı. İçinde organik toz karışmış birkaç göktaşı tek başına yeterli görünmüyor
Dev gezegenlerin göçünün yol açtığı asteroid bombardımanı bu rolü üstlenmiş olabilir
Bununla ilgili açıklama Nice model içinde yer alıyor
Kendi kendini kopyalama ve enerji toplama yeteneği, yaşamın en ilkel biçimi olarak görülebilir
Böyle erken dönem yaşam kimyasının izleri, nükleobazlar gibi maddelerin yerel yoğunlaşmaları olarak ortaya çıkabilir
Güneş Sistemi oluşurken ağır elementler Güneş’e yakın, hafif buzlu bileşenler ise daha uzaktaydı; sonrasında yörünge değişimleriyle buzlu göktaşları Dünya’ya çarparak yaşam için gerekli kimyasalları getirdi
Şu sıralar Peter Brannen’ın The Story of CO2 Is the Story of Everything kitabını okuyorum; burada yaşamın kökeni metabolizma merkezli teoriyle açıklanıyor
Yani bakış açısı şu: yaşam, RNA bilgisinden önce enerji dengesizliğini gidermeye yönelik termodinamik bir zorunluluktan doğdu
Anne-Marie Grisogono’dan alıntıyla, yaşam; Dünya’nın serbest enerjisini cansız süreçlerden daha verimli tüketmek için ortaya çıkan kaçınılmaz bir mekanizma
Konuya sadece “ilkel çorba” malzemeleri açısından yaklaşmak, özünü kaçırmak gibi geliyor
Göktaşlarında nükleobazlar bulunması önemli, ama bunların riboz ya da fosfat bağı biçiminde bulunup bulunmadığı daha da önemli
Karmaşık moleküllerin yoğunluğu, karmaşıklık arttıkça hızla düştüğü için, yalnızca var olmaları tek başına çok şey ifade etmiyor
Yani bu tür bir “çorbanın” varlığı başlı başına önemli ve yaşamın hammaddelerinin uzayın geneline yayılmış olduğunu gösteriyor
Yine de bunların nükleik asitlere dönüşmesi için çok daha karmaşık aşamalar gerekiyor
Muhtemelen başlangıçta kendi kendini kopyalayan metabolitler düzeyinde ilkel bir yaşam kimyası vardı
Örnek toplama ekipmanındaki kontaminasyon önleme konusu merak uyandırıyor. Vakum altında tam temizlik sağlamak gerekiyor olmalı; süreç epey karmaşık görünüyor
Phys.org haberine göre bazı araştırmacılar bunun Dünya mikroorganizmalarıyla kontamine olduğunu öne sürüyor
Ancak JAXA’nın resmi açıklamasına göre örnekler azot atmosferinde mühürlendi, Dünya atmosferine maruz kalmadı ve mikrobiyal kontaminasyon olasılığı son derece düşük
Kontaminasyonun JAXA içinde değil, araştırmacıların laboratuvar aşamasında gerçekleşmiş olması daha olası deniyor
Haberde “Victoria University of Wellington in Australia” denmesi hata
Aslında üniversite Yeni Zelanda, Wellington’da bulunuyor ve Dr. Morgan Cable burada uzay bilimi dersi veriyor
Üniversitenin resmi sitesi ve araştırmacı profili bunu açıkça gösteriyor
Makaleye bakınca nükleobaz yoğunluğu yaklaşık 1 nanomol/gram, yani kütle bazında yaklaşık 200 ppb seviyesinde
Bunlar, yaşamla doğrudan ilişkili olmayan organik maddelerin içine karışmış eser miktarlar
Asıl bilmek istediğimiz şey, evrende yaşamın ne kadar nadir olduğu sorusu
Eğer bu tür yaşam hammaddeleri göktaşlarında yaygınsa, yaşam da düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir
Bu tür yaşam bileşenlerinin çarpışma sırasında buharlaşıp buharlaşmadığı da akla geliyor
Fred Hoyle bunu zaten 1970’ler ve 80’lerde savunmuştu ama o dönemde çok eleştiri almıştı
Örnekler doğrudan uzayda toplandı
Daha sonra Small Carry-on Impactor (SCI) kullanılarak yeraltı örneği alındı; 10 m çapında bir krater oluşturulup uzay aşınmasına daha az maruz kalmış madde elde edildi
Sürecin ayrıntıları Hayabusa2 wiki maddesinde özetlenmiş durumda